30 Temmuz 2012 Pazartesi

Sonnet #21

So is it not with me as with that Muse,
Stirr'd by a painted beauty to his verse;
Who heaven itself for ornament doth use,
And every fair with his fair doth rehearse,
Making a couplement of proud compare
With sun and moon, with earth and sea's rich gems,
With April's first born flowers, and all things rare
That heaven's air in this huge rondure hems.
O, let me, true in love, but truly write,
And believe me, my love is as fair
As ant mother' child, thought not so bright
As those gold candles fix'd in heaven's air.
      Let them say more that like oh hearsay well:
      I will not praise that purpose not to sell.


Sone 21

Ben, başka bir ozanım. Öbür manzumeciler
Boyalı güzel görür, kalemi alır ele,
Göğü tutup onunla yazdıklarını süsler,
Her güzeli benzetir kendindeki güzele.
Hem de ne şatafatlı teşbihler, çifter çifter:
Güneşle ay; toprağın, denizin cevherleri,
Nisan tomurcukları, nice bulunmaz şeyler,
Yeryüzünü kuşatan o cennet çemberleri.
Ben, gerçeği yazarım, benim sevgim gerçek ya:
İnan olsun, sevgilim, güzellerin güzeli,
Ana yavrusu gibi, pek parlak olmasa da,
Gökyüzünde yanan o altın kandil misali.
       Onların boş lafları olamaz benim işim: 
       Satacak değilim ki, niçin övecekmişim.


William Shakespeare

23 Temmuz 2012 Pazartesi

İlk

Karşımdaki ne istedi hep bildim
Bütün oyunları hep ben kazandım.
Sonra sen çıktın karşıma
Bir şey oldu, anlamadım gittin
Hala çözmeye çalışıyorum
Olmuyor yapamıyorum
Öyle vazgeçtim diyince de bitmiyor.
Galiba ilk defa çözemedim oyunu.
Galiba ilk defa sana yenildim.
İlk defa gerçekten aşık oldum.
Galiba bu sefer sen kazandın.

Duygu Şener
23/07/2012  11:36

Olsa ne olur?

Ben yıllarca bir yalanı yaşamışken,
Sen yıllarca suskun kalmışken,
Yapmayalım bunu.
Gel tut ellerimi.
Konuşmamıza gerek yok,
Sussak da olur.
Koyun koyuna dinlensek,
Öyle uykuya dalsak da olur.
Tüm geçmişi unutup,
Yeniden sevmeyi öğrensek,
Birbirimizi hiç bırakmasak da olur.
Düşünsene,
Gerçek olsa ne güzel olur.

Duygu Şener
19/07/2012

20 Temmuz 2012 Cuma

Herkes Mi Aldatır?

Yıllar önce rastladığım fakat hiçbir zaman izleme fırsatını elde edemediğim bir komedi filmi "Herkes Mi Aldatır?". 2010 yılı yapımlı bu film; kadrosuyla, konusuyla, fragmanıyla çok ilgimi çekti. Özellikle en sonunda geçen, "Bütün kadınlar aldatılır, biliyorsun değil mi? Pamuk prensesler bile!" cümlesi çok enteresandır. Gerçekten bu böyle midir, yoksa bunun böyle olmadığıyla kendimizi kandırdığımız bir dünyada mı yaşıyoruz bilemiyorum. Fakat benim inancım her ne kadar bu durumlar komik olsa da, akıllı bir adamın sevdiğini asla aldatmayacağı yönünde.

Filme dönecek olursak, şimdi baktığım kadarıyla almış olduğu eleştiriler de fena değil. Sinemalar.com'a göre 10 üzerinden 7.7 almayı başarmış. İzleyenler de filmin gayet güzel olduğu konusunda fikirlerini belirtmişler.

Maalesef filmin DVD'si çıkmamış. Sinema çekimi hariç, izleyebileceğiniz bir site veya indirebileceğiniz bir link var mı bilemiyorum. Bulursanız bana da haber verin :)

Ayrıca tiyatro severler de Metin Zakoğlu'nun yazıp yönettip, Arzu Oruç'la oynadığı "Herkes Mi Aldatır?" tiyatro oyununu bugünlerde Metin Zakoğlu Cafe Theatre'da keyifli bir akşam yemeğinden sonra da izleyebilirsiniz. Ayrıntılı bilgi için tıklayın.

Saygılarımla;
Duygu Şener






Herkes Mi Aldatır? (2010)

Tür: Komedi, Erotik 
Süre: 98 dakika
Yönetmen: Kamil Aydın
Oyuncular: Murat Akkoyunlu, Asuman Dabak, Mine Tugay, Ragıp Savaş, Fatma Toptaş, Gülden Güney, Murat Serezli, Tuğba Karaca, Mine Soley, Metin Zakoğlu, Ahmet Kaynak, Emin Sivas, Lale Cangal
Konu:
Tek gecelik sevgilim,
Sevgilimin kocası,
Sevgilimin Kocasının sevgilisi,
Sevgili Karım ve
Sevgili Karımın Sevgilisi
Hepimiz aynı otelde karşılaştık
Kabus mu? O bile az kalır…


Evli ama tipinden beklenmeyecek kadar çapkın, şeytan tüylü bir adam!...

Zengin ve yakışıklı kocası tarafından sürekli aldatılan mutsuz ve öfkeli bir kadın...

Bu iki insanın yolları farklı sebeplerden dolayı bir gece aynı otelde kesişir... Tanışırlar, konuşurlar... Gece ilerler, sarhoşluğun etkisiyle kendilerini aynı yatakta bulurlar.

Sabah uyandıklarında kadındaki aldatılmanın öfkesiyle intikam alma duygusunun yerini pişmanlık ve şaşkınlık almıştır. Adam ise zahmetsiz bir çapkınlık macerasının zaferiyle evine ve karısına dönmek için hazırlanmaktadır.

Ama kader ağlarını örmeye başlamıştır bir kere… Büyük bir sürpriz onları beklemektedir. Adamın karısı ve kadının kocası da aynı otelde burunlarının dibinde kalmaktadırlar. Karşılaşmaları da başka sürprizlerin etkisiyle kaçınılmaz hale gelecektir.



14 Temmuz 2012 Cumartesi

Altın Oran

Leonardo Da Vinci’nin Vitruvius Adamı

Sanata ve özellikle resim yapmaya olan ilgimden dolayı, ilk kez Leonardo Da Vinci’nin Vitruvius Adamı adlı çalışmasında rastlamıştım altın orana, yani diğer adıyla phi (Türkçe okunuşuyla “fi”) sayısı.

Bu zamana kadar şiirdi, edebiyattı, oydu buydu derken nerden geldik bu konuya derseniz; can sıkıntısı. Bugün evde kütüphaneyi yeniden düzenlerken elime geçen Matematik Dünyası dergisinin kapağında görüp hatırladım. Lisede gazete çıkaracağım diye çok irdelemiştim bu konuyu. Olmadı,  ben de bugün yazıyorum.

Konumuza dönersek; Altın oran, matematik ve sanatta, bir bütünün parçaları arasında gözlemlenen, uyum açısından en yetkin boyutları verdiği sanılan geometrik ve sayısal bir oran bağıntısıdır. Yani estetik bir değer taşıdığı kabul edilmiş olan Φ = (1+√5)/2
'ye veya yaklaşık olarak 1,618’e eşit olan sayıdır.

Altın oranın matematikte ve fiziksel evrende hep var olduğu kabul edilmesine rağmen ilk ne zaman ve kim tarafından keşfedilip kullanıldığı bilinmiyor. Fakat MÖ 300’lerde Euclid’in “Elementler “ tezinde bu orandan bahsetmesi, Mısırlıların Keops Piramidi’nin tasarımında hem pi hem de phi oranlarını kullanmaları, aslında çok eskilerden beri bu oranın kullanıldığını kanıtlar niteliktedir.

Tüm bunların yanı sıra, birçok ünlü heykeltıraş ve ressamın eserlerinde, estetiği yakalamak için altın oranı kullandığı söylenmektedir. Yine Leonardo Da Vinci’den örnek verecek olursak, Son Yemek tablosunda, İsa’nın ve havarilerinin oturduğu masanın boyutlarından arkadaki duvar ve pencerelere kadar altın oranı uyguladığı görülmektedir.  Phi sayısının sembolü ve adı da yine bu estetik kaygıların peşi sıra koşan, MÖ 5’inci yüzyılda yaşamış Atina’lı heykeltıraş Phidias ( ya da Pheidias)’ın adından gelmektedir. Phidias'ın altın orana sadık olarak yaptığı heykeller, insanlar tarafından o kadar beğenilmiş ki, ona “tanrıların imgesini gören tek kişi” demişlerdir.

Resimlere, heykellere bu mükemmel estetiği katan oranın aslında çok basit bir matematiksel açıklaması var. Bu açıklamayı size burada yapmak isterdim ama ilgilenenlere tavsiyem; bu güne kadar okumuş olduğum en duru altın oran anlatımı olan 2005 yılının Matematik Dünyası Güz sayısını bulmanız ve oradan Mustafa Yağcı’nın Altın Oran yazısını okumanızdır. Çünkü altın oran o kadar fazla alanda var ve bir o kadar fazla alanda da kullanılıyor ki hepsini birden anlamak ve anlatmaya çalışmak mümkün değil.

Saygılarımla;
Duygu Şener

12 Temmuz 2012 Perşembe

Sevgiliyle Aynı Evde Yaşamak

İnternette gezinirken bir yazı dikkatimi çekti ve çok hoşuma gitti. Ekşi Sözlük'te paninormanperisi yazmış. Sizinle de paylaşayım;

"bu söz konusu ev sevilen, rahat ve huzur veren bir mekan ise, kırk yılın başı dışarı çıkılan gecelerde, sinemaya gidilen akşamlarda "amann, evde içerdik şarabımızı", "amann, azıcık bekler dvd'sini alırdık" filan gibi şeyler demeye sebep olabilir.

temizlik, faturalar, tamirat vs. hepsi ama hepsi teferruattır; bunlar yüzünden kavga çıkıyorsa, ev işlerinde biri diğerinin emeğini suistimal ediyorsa, evi döndürmek için gerekli lojistik ayrıntılar gerginlik yaratıyorsa o ilişkiye bir daha, dikkatle bakmak gerekir. çünkü birlikte yaşamaktan tad alabilmek için iki tarafında da evi "yuva" bellemesi; bulaşığı yıkarken de, çamaşırı asarken de bunu düşünmesi gerekir. 

evi temiz ve düzenli, buzdolabını dolu tutmak; tencerede bir kap sıcak yemek ve demlikte tıkırdayan çayın olması; tertemiz çarşaflar, tütsü kokusu, sıcacık bir ortam, cicili bicili eşyalar, silinmiş mutfak tezgahı ve evi alalade bir yer olmaktan mabet olmaya taşıyan daha nice minik ayrıntı evde yaşayan iki sevgilinin de görevidir, cinsiyeti olmaz çünkü geç gelen kim olursa olsun evde leziz yemek kokuları duymak, yuvaya kavuşmanın huzurunu duymak herkesin hoşuna gider.

ha bir de sevgiliyle aynı evde yaşamak, kendi kocaman yatağınızda sevişmektir, "boş ev" ararken helak olmamak ve her daim kendi banyonuzda duş almaktır; salonda porno izlemekten yatak odasında şarap içmeye kadar her şeyi ama her şeyi yapabilmektir, tek sınır hayal gücünüzdür. bir de, her zaman söylüyorum; sevgilinizi tanımanın tek yoludur. kadınlar saçları fönlü değilken ve pijamalıyken de seksi olabilir; erkekler dizi çıkmış eşofmanla da romantik olabilir. "sevgililer gününde çiçek almadı" diye anıra anıra ağlama mertebesinden akşam siz çalışırken size getirdiği bir fincan çayın yanına koyduğu bir küçük kurabiyeyi görüp tekrar o adama aşık olma mertebesine yükselmenize vesile olacaktır.
                                                                               (paninormanperisi, 14.02.2011 13:55)"

Evet aynen tam olarak böyle bir sistem olmalıdır sevgiliyle aynı evde yaşamak. Nolur dışarı çıkalım diye ağlamak, çok canım sıkıldı bir yerlere gidelim diye inlemek olmamalıdır. İşten, okuldan, garip ortamlardan biran önce kendinizi atmak istediğiniz yer olmalıdır. Dışarda film izlemek yerine, evde patlattığın mısırla sevgilinin koynunda yarı uyuklayarak izlemek olmalıdır. Evde sevgilinizi tek başına bıraktığınızda düşündüğünüz şey "aman allahım kim bilir evi ne halde bulucağım" değil, "daha fazla dayanamayacağım" diyerek yanına koşmak, o huzura erişmek olmalıdır.

Sizce de öyle değil mi?

Saygılarımla;
Duygu Şener

Can sıkıntısı

Yazın insanın canı sıkılınca hele işsiz ve bu arada gündemde olan bir tatil planı yoksa, yapacak çok fazla şey yoktur. En yakın arkadaşlarınız; tatilde, işte, stajda, okulda ve sevgiliniz de yoksa insanın canı fena halde sıkılıyor. Üstüne üstlük Steam şifenizi unuttuysanız, kardeşiniz bilgisayarınıza el koyduysa ve internetiniz film ya da dizi izlemenize izin vermiyorsa, hepten eliniz kolunuz bağlanıyor. E malumunuz bu havada da dışarı çıkıp gezilmez.

Ben de ne yapsam ne yapsam diye kendimi yerken. Hem beni oyalayacak bir iş, hem serinletip mutlu edecek leziz bir şey yaptım ve sizle paylaşmak istedim :) .

Canı çekenler için diyebileceğim 2 şey var; irmik helvasının tarifi internette var ve dondurmayı da en yakın marketten temin edebilirsiniz :) Afiyet olsun.

Duygu Şener



Not: Bu arada yanında bir türk kahvesi ile nefis gidecektir ;)

Demeyeceğim

Sana, bu şiir sana demeyeceğim
Adını hiç anmayacağım.
İstiyorsan sen bul şiirlerimde kendini.
Becerebiliyorsan gel.

Duygu Şener
12.07.2012 // 12:11

Bugünü anlatan şiir

Sensiz

Sensiz de denizi seyredebiliyorum.
Hem dalgaların dili seninkinden açık.
Ne kadar hatırlatsan kendini boş.
Sensiz de seni sevebiliyorum.

Hep boş konuşurduk hatırlar mısın, bula bula,
Karşılaştığımız zamanlarda.
Sen, sevgiden şımaran çocuk,
Ben şaşıran budala.

Özdemir Asaf

Sana

Sana ihtiyacım vardı,
Hiç söyleyemedim ama
Sana ihtiyacım vardı.
Tehdit altındaydı hayatım,
Sen de üzülme diye demedim.
Ben belki bin yıldır sevilmedim.
Sevmene ihtiyacım vardı.
Konuşmuyorsun diye suçladın beni
Ama huzuruna ihtiyacım vardı.
Bana bir resim yap dedin
Ama yüreğinin kıvrımlarını göstermedin.
Hayat beni çok yordu
Başımı dizlerine dayamaya,
Sana ihtiyacım vardı.
Sen bencildin,
Hiç göremedin.

Duygu Şener
12.07.2012 // 11:43

7 Temmuz 2012 Cumartesi

Seven insan ne yapar, ne yapmaz?

"Seven insan" ne yapar, ne yapmaz? Sanırım bu soru bir kesimin aklında soru işareti..Bu konuda sizlerden de yardım istiyorum, siz de yazın benim eksiklerimi böylece tamamlansın.

Seven insan sevdiği için bir çok şeyi zorla, güzelllikle, severek, sevmeyerek yapar da ne yapmaz?

  • Seven insan; sevdiğinden başkasını görmez.
  • Seven insan; aldatmaz.
  • Seven insan; zaten aldatamaz.
  • Seven insan; sevdiğine kıyamaz.
  • Seven insan; sevdiğine elini asla kaldırmaz.
  • Seven insan; sevdiğini söylemez, hissettirir.
  • Seven insan, sevdiğini ağlatmaz.
  • Seven insan, sevdiğini isteyerek üzmez.
  • Seven insan; sevdiğine yalan söylemez.
  • Seven insan; sevdiğine yalandan "seviyorum" hiç demez.
  • Seven insan; sevdiğine hakaret etmez.
  • Seven insan; sevdiğini küçümsemez.
  • Seven insan; sevdiğini tehdit asla etmez.
  • Seven insan; sevdiği sevinince mutlu olur.
  • Seven insan, sevdiğiyle kavga edince mutlu olmaz.
  • Seven insan; sevdiğiyle kavga etmek için bahane yaratmaz.
  • Seven insan; sevdiğine güvenir. 
  • Seven insan; sevdiğine saygı duyar.
  • Seven insan; sevdiğinin ailesine de saygı duyar.
  • Seven insan; sevdiğini öz kardeşinden bile kıskanırım ayaklarına yatmaz.
  • Seven insan; özel günleri hatırlar, bir öpücükle de olsa kutlar.
  • Seven insan; sevdiğine özel günleri rezil etmez.
  • Seven insan; sevdiği hangi müzikten hoşlanır bilir.
  • Seven insan; sevdiği ne sever ne sevmez bilir.
  • Seven insan; sevdiğinin huyunu da bilir.
  • Seven insan; sevdiğini herkesle aynı kefeye koymaz.
  • Seven insan, sevdiğini "hayat kadını" yerine hiç koymaz.
  • Seven insan; sevdiğini kanıtlamak için başka biriyle çıkamaz.
  • Seven insan; eski sevgilisine, yeni sevgilisinin yanından "seviyorum" mesajı da atmaz.
  • Seven insan; yeni sevgilisine, eski sevgilisini aratmaz.
  • Seven insan; bitmişte olsa ilişkisinin arkasından konuşmaz.
  • Seven insan; sevdiğinin arkasından da konuşmaz.
  • Seven insan; .....
Bunlar seven insanın özellikleri. Tamam "seven insan"ı böyle tanımlıyoruz yalnız tanımlarken bir şey dikkatimi çekti, bu ""seven insan" da, "insan" ne? Henüz "insan" kavramını bilmeyenlere "seven insan" kavramını anlatmaya çalışmak elbette zor .

İnsan TDK'ca;
Toplum hâlinde bir kültür çevresinde yaşayan, düşünme ve konuşma yeteneği olan, evreni bütün olarak kavrayabilen, bulguları sonucunda değiştirebilen ve biçimlendirebilen canlı.
 olarak tanımlanmış  ama elbette bu yeterli bir tanım değil. Gelin yukardaki "seven insan" örneğindeki gibi bir örneklendirme yapalım.

  • İnsan; beraber olduğu kişiyle, arkadaşının da beraber olmasına teşvik ve yataklık etmez.
  • İnsan; beraber olduğu kişinin, arkadaşıyla da olmamaya özen gösterir.
  • İnsan; beraber olduğu kişinin arkadaşıyla olmaz.
  • İnsan; bunların hepsini yapıp bir de üstüne hep beraber tatile çıkmaz.
  • İnsan; midesi olan bir varlıktır, ona göre davranır.
  • İnsan; kendine bu kadar laf söyletmez.
  • İnsan; kendisine bu kadar laf ediliyorsa, hatayı kendinde aramayı öğrenir.
  • İnsan; aklı olan bir varlıktır, bu şekilde davranıyorsa kendisinin tek sözüne inanılmasını beklemez.
  • İnsan; haya(utanma) duygusu gelişmiş varlıktır, bir de yüzsüz yüzsüz su üstüne çıkmaya hiç çalışmaz.
  • İnsan; mantığı olan bir varlıktır, tüm bunları yapıp bir de insan yerine konulmaya çalışmaz.
  • İnsan;.......

Saygılarımla;
Duygu Şener




6 Temmuz 2012 Cuma

Bir Şarkı...

Yıllardır pek çok şarkı dinledim. Hala da dinlerim ama işte beni tam olarak anlatan şarkı bu dediğim çok az oldu. Kiminin kalıcığı gitti, kimi gerçekten bana özel yapılmış gibiydi fakat kaybetim. Bu benim için özel olanlardan Papatya şarkısı her aklıma geldiğinde alakasız da olsa Tanju Okan'ın Papatya Gibisin Beyaz ve İnce şarkısını dinlerim. Bir de, bu şarkı yıllar geçse bile beni anlatabilen diğer şarkıdır. Çok fazla ağır vurgunlar yemiş olsam da sevdiğim insanlardan, yüreğimde "o"nun için el değmemiş bir elmas taşıyorum ve yıllardır her gün bana bu şarkıyı söyleyebilecek "o" yüreği arıyorum. Henüz bulamadım, belki hiç bulamayacağım ama her zaman arıyacağım. "O" yüreği bulduğumda da bildiğim tek şey; o kadar yanımda olucak ki yalnızlığımdan daha özgür kılacak beni.

Duygu Şener

Bu şarkı için Cem Adrian ve Umay Umay'a teşekkürler;


Bana Özel

Bu şehirde bir kadın var, adı bana özel
Elleri var küçücük, yüzüyse çiçeklerinden güzel
Kimse bilmez benden başka
Bir kalbi var kocaman ama bana özel
Bazen kızar dünyaya ama sadece kendini üzer

Göremezler
İzin vermese asla üzemezler
Çözemezler
O'nun bir düşü var ki asla bilemezler
O'nu neden sevemezler
Bilemezler, hiç sevemezler
Bazen bakar gökyüzüne o, bulutları izler
Kuş olup uçmak, kanat çırpmak
O bulutları geçmek ister
Yemyeşil çimenlerde sırılsıklam koşmak ister
Bu gri şehrin tüm yollarını rengarenk boyamak ister

Göremezler, göremezler
Kalbindeki elmasa erişemezler
Çözemezler, çözemezler
Onun bir düşü var ki asla asla bilemezler
Onu nasıl sevemezler
Bilemezler, bilemezler
Onun bir düşü var ki hiç hiç...
Göremezler, göremezler
Kalbimdeki elmasa 
Değemezler, değemezler
Bilemezler, bilemezler
Benim bir düşüm var ki
Asla asla bilemezler

Şimdi o kanatlarını rüzgara açmış dur diyemezler
Yıldızların arasında o kadar parlak ki onu seçemezler
Başka sularda o
Başka rüzgarlar arıyor
Başka yollara yürüyor
Başka başka

Artık özgürüm,
Öyle yalnızım ki...

Cem Adrian & Umay Umay