18 Ağustos 2012 Cumartesi

Karadut Ağacı Masalı



Bir zamanlar birbirine aşık iki genç vardı. Kızın adı Tispe, delikanlının ki ise Piremus idi. Bunlar yan yana evlerde oturan komşu çocuklarıydı. Birlikte büyüdüler ve çocukça başlayan aşk ateşi, onlarla birlikte büyüdü. Fakat aileleri iki aşığın görüşmelerini istemezler, birbirlerine uygun olmadıklarını düşünürlerdi.

Oysa onlar ölesiye bir aşk beslemeye başlamışlardı. İkisinden başka kimsenin bilmediği bir sırları vardı, iki evin arasındaki gizli bir çatlak. Aileleri bunu bilmezler, onlar da geceleri burada buluşur, o aradan birbirlerine seslerini duyurur, aşklarını sözcüklere dökerlerdi.
Bir gece ormandaki ağacın altında buluşmaya karar verdiler.

Tispe ağaca Piremus’dan önce varmıştı. Gittiğinde avını yeni yemiş, ağzından kanlar akan kocaman bir aslanla karşı karşıya geldi. Korkarak bir mağaraya doğru koşmaya başladı. Farkında olmadan yolda boynundaki eşarbını düşürmüştü.

O sırada Piremus geldi. Gördükleri karşısında donup kalmıştı. Kocaman aslan, ağzında kanlarla birlikte, biricik sevgilisi Tispe’nin eşarbını parçalıyordu. O an aklına gelen ilk ve tek şey, aslanın Tispe’yi öldürerek yediğiydi. Tispe’siz yaşayamazdı. Aklından geçen, sadece aşkı uğruna canına kıymaktı. Belinden hançerini çıkardı ve göğsüne sapladı. Kanlar içinde cansız bedeni yere düştü.

Tispe ise korkusunu bir kenara atıp, bir an önce aşkını görmek için mağaradan çıkmaya karar vermişti. Ağacın altına geldiğinde o korkunç sahneyle yüzleşti. Piremus’un cansız vücudu yerdeydi ve elinde Tispe’nin düşürdüğü eşarbını tutuyordu.

İlk önce genç kız olanlar karşısında ağlamaktan hiçbir şeyi anlayamamıştı. Ama eşarbı ve uzaklaşan aslanı görünce anladı. Bir an mağarada düşündüğü o korkunç şey başına gelmişti ve onun öldüğünü düşünen Piremus, aşkı uğruna canına kıymıştı.

Tispe bir an bile düşünmeden hançeri aldı ve göğsüne götürdü. Onların aşkı ölesiye bir aşktı ve ölüm bile onları ayıramazdı. Eğer Piremus, aşkı uğruna ölümü göze aldıysa, o da hiç çekinmeden canına kıyabilirdi ve hançeri sapladı.

Az sonra sevgili Piremus’un bedeninin üstüne yığıldı. O anda tanrılar, bu yüce aşkı ölümsüzleştirmek istediler ve bu çiftin üstünde duran ağacı onların aşkına adadılar. Piremus’un kanını bu ağacın meyvelerine, Tispe’nin gözyaşlarını ise ağacın yapraklarına verdiler.

O günden beri karadut ağacının meyvesinin çıkmayan lekesini (Piremus’un kan lekesini), dut ağacının yaprakları (Tispe’nin gözyaşları) temizler.

Bilir misiniz; karadut ağacının meyvesinin lekesi çıkmaz ama elinize ağacın yaprağını alır ovuşturursanız lekenin gittiğini görürsünüz.