26 Ağustos 2012 Pazar

Kendi Kendine Konuşmaktır Aşk...

Bu gece öyle çok ihtiyacım var ki sana sarılmaya, abartıyorum seni... Bu şehir, bu hayat, içimdeki gizli ve yabancı korkular öylesine hırpalıyor ki insanı, öylesine kimsesiz bırakıyor ki, abartıyorum sana duyduğum aşkı...

Öylesine korkuyorum ki bu gece evini bulamamaktan, elimdeki jetonu sımsıkı tutuyorum. Kaybolmamak için adını tekrarlıyorum durmadan. Sanki evini bulursam bütün o eski günahlarım affedilecek. Diyorum ya işte, bu gece seni ve aşkımızı abartıyorum...

Düşünüyorum da sen hiçbir zaman çağdaş, akılcı bir kadın olamadın. Hep başkalarının acısını kendi acın gibi yaşadın. Eski bir fotoğraftan kesilip bu dünyaya yapıştırılmış gibiydin hep...

Kalbin sebil çeşmeler gibiydi. Hoyrattı herkes sana; mecburdu sanki herkes seni kullandıktan sonra ihmal etmeye...

Bir kibrit alıyorum büfeden. Geceleri, hele bir başına ıssız sokaklarda yürürken insan sigaraya ne çok ihtiyaç duyuyor. İnsan kimseye anlatamadığı şeyleri sigarasına anlatıyor.

Dünya neden böyle bir yer? Geceleri sadece sigaramızla konuşacaksak, herkesten ve her şeyden şüphe ederek, sürekli saklanarak yaşayacaksak neden buradayız?

Birbirimize karşı hep taktikler, planlar uygulayarak ve uygun zamanları ve fırsatları kollayarak yaşayacaksak, neden bir arada olmak için inat ediyoruz?

Peki sen, bunca iyiyken ve senin, bu yüzden, bu yüzyılda ve gelecek yüzyıllarda hiç şansın olmadığını kendime inandırırken bile sormadan edemiyorum, yalnızlık korkun mu seni bana bağlayan? Beni zaman zaman hiç tanımadığını ve asla bütünüyle tanıyamayacağını aklına getirmedin mi? Hiç şüphelenmedin mi benden? Hiç korkup tiksinmedin mi? (...) İnsanlardan çok çabuk bıkışımı ve kimselere haber vermedn ansızın alıp başımı başka şehirlere gitme huyumu.(...)

Sevgi de, aşk da lekeli ve bu dünyanın kirli kurallarından uzak değildir değil mi?

Sevgililer de birbirlerine her şeylerini anlatmıyor, kaybetme korkusu çoğu kez dürüstlüğün önüne çıkmıyor mu?

Boşluğa düşmemek için insanlar delicesine severken bile bir yanlarını korumaya almıyorlar mı?

Söylesene, senin de böyle şeyler geçmiyor mu aklından?

Ne tuhaf, seni çok iyi tanıdığımı sanırken bile bunları düşünüp düşünmediğinden bir türlü emin olamıyorum...

(...)

İşte sokağını buluyorum. Birazdan kapını açacaksın bana. Kısık, miyop gözlerinle, üşümüş omuzların, titreyen bacakların, komik geceliğinle karşılayacaksın... Sevginin hayaletine bakar gibi şaşkın bakışlarla bakacaksın bana...(...)

Hiçbir sevgi, hiçbir aşk lekesiz, saf değildir değil mi?

İnsan uğradığı bütün haksızlıklar, çektiği bütün acılar, yaşadığı bütün korkularla, o geçmiş, o bir türlü kavuşamadığı eski özlemleriyle sever... Katlanarak ve eksilerek sever insan...

Erken ölümlerin yüreğinde bıraktığı o çaresiz yaralarla sever. Ama ne kadar istese de saf, lekesiz, hesapsız, kitapsız olmayı başaramaz değil mi?

Ne kadar sevse de elinde değildir, insan canından çok sevdiği insanı başkasıyla kıyaslamadan edemez.

Ve bir gün, onun kendini terk edeceğini düşünüp, bir yanını saklı ve korunaklı tutar hep değil mi?

Her şeyini, bütün gizini sevgiyle paylaştığına ne kadar inandırsa da, aslında bilir ki kendi kendine konuşmakdan başka bir şey değildir aşk... Çünkü ne kadar saklansa da bir yanı kirlidir, karanlıktır aşkın. Bilinmezlikler ve ürkütücü sırlarla doludur.

Kim bilir sen, belki dışardan gelen ürkütücü seslerden korktuğun için ve bu gece seni tehdit eden korkulardan koruyacağım için bu denli sevinçle karşılıyorsun beni...
Olsun. Benim de çok yüce, çok kutsal sebeplerim yok beni sana getiren...

Bu şehir, bu hayat, içimizdeki gizli ve yabancı korkular çok hırpaladı beni; bu gece senin bana dünyadaki en yakın insan olduğuna kendimi inandırmış olduğum için, sana, yumuşaklığına sarılıp uyumak istedim.Hepsi bu.

Bunun için her türlü yalanı söyleyebilirim. Aşkı abartabilirim mesela... İlişkimizin lekesiz, saf, hesapsız ve kitapsız olduğuna inanabilmek için, kendime ve sana her türlü yalanı söyleyebilirim...

Bu, korkularla dolu ıssız gecede aşkımızı hiç olmadığı kadar abartabilirim...

Bu gece, sen de aşkın kirli, karanlık yanlarına dair bildiğin her şeyi unut sevgilim...
Bu gece, sen de aşkımızı abart...
Hem sen de bilirsin, kendi kendine konuşmaktır aşk...

Cezmi Ersöz
Kırk Yılda Bir Gibisin kitabından alıntıdır.