31 Ağustos 2012 Cuma

Siyasi

Dedem biz küçükken bizi alır stadlara götürürdü 23 Nisan'da, 19 Mayıs'ta, 30 Ağustos'ta. Küçükken 23 Nisan'da bir kere yürüdüm, 19 Mayıs'ta o hep hayranlıkla izlediğim ponpon kızlardan biri oldum, 30 Ağustos'larda resmi geçit yapan asker ve askeriye öğrencilerine hep hayranlıkla, imrenerek baktım stadlarda. Bir süre de babannem götürdü kutlamalara. Bayram çocuğu gibi en güzel, en yeni kıyafetlerimizi giyer giderdik. O küçük kağıttan bayraklarımızı coşkuyla sallar, ellerimiz kıpkırmızı olana kadar alkış tutardık.

Sonra büyüdük, gidilmemeye başlandı stadlara. Ben bir süre daha izledim. Stadın tam karşındaki binadaydı babamın ofisi, ordan izledim. Bir de TRT yayınlardı Ankara'daki İstanbul'daki bazı gösterileri, televizyonun karşısında donuk donuk izlerdik. O kalabalığın içindeki gibi coşkulu olamazdı. Bunu şimdi, çok geç anlıyorum.

Velhasıl gidilmez oldu stadlara, milli bayramlarımızda. Uyuşuk bir milletiz çünkü, "Aman ne olucak gidicez de, biz gitmesek de kutlanmayacak mı zaten" dedik. Ama bilemedik; biz gitmezsek kutlanmayacaktı. Öyle de oldu. Birileri, eften püften bahanelerle kaldırabildi bayramlarımızı. Kızıyoruz ediyoruz ama dönüpte kendimize bakmıyoruz. Biz o günlerin ne anlama geldiğini unutmasaydık, o stadlar hiç boş kalmasaydı, her zaman her yılkinden daha büyük bir coşkuyla kutlasaydık, hangi cesaretle kaldırabilirlerdi ki?

Dedim ya unuttuk hep. 23 Nisan'ı Çocuk Bayramı olarak gördük, Ulusal Egemenlik'i unuttuk. Çocuk bayramıysa sadece, çocuklar o soğukta sefil olmasındı. 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı'ydı gözümüzde, ama milli mücadelenin o gün başladığını, Samsun'a 1919'da o gün ayak basıldığını unuttuk. 30 Ağustos'u askerlerin bayramı olarak gördük, düşmanları o gün İzmir'den denize döktüğümüzü unuttuk. Ya da bunların hepsi unutturuldu ve bizim de işimize geldi. Gelmedi mi?

Tarih derslerinde uyuduk, geçmek zor değildi, kopya çektik. Sınavda bir şekilde yaptık, çoktan seçmeliydi ne de olsa, kulak dolgunluğumuz vardı, salladık tuttu. Hocalarımız her defterin başına Andımız'ı, Gençliğe Hitabe'yi yazdırırken, bunu angarya olarak gördük. Pazartesileri İstiklal Marşı'nda, Andımız'da beş dakika ayakta beklememek için geç gelip, Cuma akşam çıkışlara kalmamak için erken kaçmadık mı okuldan?

Kızıyorsunuz bana şimdi ama biz kendi ellerimizle çanak tuttuk bu günlere. Duyuyorum bu kadarcık şeylerle mi ölçüyorsun vatan sevgisini diyorsunuz. Ama biz bu kadarcık şey bile yapmadık, vatanımızı severken.

Biz Mustafa Kemal'in o Gençliğe Hitabe'sinde seslendiği gençler olamadık. Ezberledik ama unuttuk. İçimize işlemedik her cümlenin ne anlama geldiğini. Anlamaya çalışmadık o günleri, hiç yaşamadığımız için. Neye güvendiysek artık.

Yani biz şikayet edip elimizle bu ülkeye, bu millete hayinlik edenleri işaret ediyoruz ama, işaret parmağımız onları gösterirken geri kalan üç parmak da bizi göstermeye devam ediyor.

Saygılarımla;
Duygu Şener