29 Eylül 2012 Cumartesi

Gidebilirsin

Madem ki içinde o ateş söndü
Bir daha yakmadan gidebilirsin
Aklımda kalmasın bu son bakışlar
Yüzüme bakmadan gidebilirsin

Yıllardır verdiğin kederi görme
Üstüme yıktığın kaderi görme
Ömrümden çaldığın günleri görme
Beni de görmeden gidebilirsin

Sen düşün yaranı kimler saracak
Sen düşün gönlünü kim avutacak
Bir an önce kaybol oldu olacak
Bir veda etmeden gidebilirsin

Demek ben suçluyum bir tek sen haklı
Ben zalim bir düşman sense zavallı
En güzeli alıp beni asmalı
Beni affetmeden gidebilirsin

Zorlama kendini veda etmeye
Zorlama gözünden yaşlar dökmeye
Mecbur da değilsin bir şey demeye
Hiçbir şey demeden gidebilirsin...

Ahmet Selçuk İlkan

Bana Bunu Yapmayacaktın

Bana bunu yapmayacaktın
Öyle sırtımdan vurmayacaktın beni
Gelişin gibi onurlu olmalıydı gidişin
Ve öylesine gururlu bitişin.
Gel gör ki kötü oynadın bu oyunu
Erken düştü masken yüzünden
Demek sen içimde büyüttüğüm bir dev değil
Bir hiçtin
Görüyorsun işte
Gittin
Ve de bittin…

Bana bunu yapmayacaktın
Böyle bir hançerle yıkmayacaktın beni
Bir ihanetin adresi olmamalıydı ayak izlerin
Yoksa ben mi yanlış tanıdım seni?
Yoksa hep böyle kirli miydi senin denizlerin?
İşte ellerimde
Suç ortağın bir sinema bileti
Bir pastane köşesi
Bir tiyatro gişesi.
Bu kadar ucuza gitmeyecektin
Sigara dumanlarında harcamayacaktın bu aşkı
Ve aşk cellatlarına meze yapmayacaktın beni
Şimdi boş bir mezar bulsam
Seni böylesine sevdiği için
Oraya bırakırdım kalbimi…

Bana bunu yapmayacaktın
Böyle küstürmeyecektin şiirlerimi
Kan kırmızısı yağmurlar
Yağdırmayacaktın gecelerime
Kanatlarını kırmayacaktın umutlarımın
Beni böyle çıldırtmayacaktın!

Artık
Adın ihaneti çağrıştırıyor bana
Ve tadın bir yılanın en öldürücü zehrini
Söyle
Şimdi hangi yüreğe saplıyorsun
O acımasız hançerini? ...
Bil ki
Bundan böyle
Yasaklanmış kitaplarım gibisin bana
Yaklaşmam yasak
Dokunmam yasak
Ve ömrümce
Sarılmam yasak sana!...

Ahmet Selçuk İlkan

23 Eylül 2012 Pazar

Jane Austen ve Tom Lefroy

Tom Lefroy ve Jane Austen
 (temsili)
İngiliz romancı Jane Austen 1755'te Steventon, Hampshire'da doğmuştur. Roman yazmaya 1789'da başlayan Jane Austen, romandaki kişilerin karakterlerini incelik ve keskinlikle çizebilen, derinliğe inebilen, keskin görüşlü bir psikologdu. 42 yaşında 1817'de Winchester'da veremden (bazı kaynaklara göre göğüs kanserinden) öldüğü zaman, adı ancak pek az kimse tarafından biliniyordu. İngiliz orta sınıf insanlarının yaşayışını ve aşklarını ustalıkla anlatan romanları, ancak ölümünden 20 yıl sonra ün kazandı. Jane Austen hiç evlenmedi ancak en güzel ve olgun eserlerini Tom Lefroy (Thomas Langlois Lefroy)'la yaşadığığı aşktan sonra yazmıştır.

İlk olgunluk dönemi romanı olan Sense and Sensebility (Aşk ve Yaşam)'ı kardeşi ve en yakın arkadaşı olan Cassandra Austen hakkında yazmıştır. Daha sonra ikinci ve en ünlü romanı olan Pride and Prejudice ( Aşk ve Gurur / Gurur ve Önyargı)'da Mr. Darcy karakteriyle kaleme aldığı Tom Lefroy hakkındadır. Ardından Mansfield Park, Emma, Nothanger Abbey ve Persuasion gelmiştir. Tabii bu romanların dışında şiir, kısa hikaye, oyun ve mektup gibi daha pek çok eseri vardır.

Jane Austen
Jane Austen'ın en ünlü romanı olan Pride and Prejudice'de anlatılan aşk ve Mr. Darcy karakteri bugün bile insanlara ilham veriyor. Biraz klişe olacak ama kim Mr. Darcy gibi bir adamla romanlara konu olabilecek bir aşk yaşamak istemez ki? Gerçek karakter yani Tom Lefroy o kadar muhteşem bir karakter değildi belki de ama biz onu Jane Austen'ın gözlerinden muhteşem adeta bir ilah olarak gördük.

Aralık 1795'ten Ocak 1796'nın sonuna kadar yani 2 ay kadar Steventon, Hampshire'da komşu olarak yaşayan Jane Austen ve Tom Lefroy arasındaki bu aşk ne yazık ki, Pride and Prejudice'da anlattığı gibi mutlu sonla bitemedi.

Jane Austen kardeşi Cassandra'ya yazdığı bir mektupta Tom Lefroy'u şu sözlerle tasvir etmektedir;
" ... Muhtemelen erkeklerin en huysuz, en küstah, kendini beğenmiş, edepsiz, tahammül edilemez ve en saygısızı..."
Tom Lefroy
Büyük çatışmalarla başlamış olduğunu söyleyebileceğimiz bu aşk süresince ikili danslara ve sohbetlere katılmış, oyunlarda birlikte oynamışlardır. Jane Austen, Tom Lefroy için "hayal edebileceğim herşey" demiştir ama evlenememişlerdir. O sırada halen Londra'da hukuk öğrencisi olan Tom Lefroy, amcası Benjamin Langlois tarafından finanse ediliyordu. Amcasının verdiği paradan başka parası olmayan Tom Lefroy aynı zamanda kardeşlerine de bakmakla yükümlüydü. Yine aynı şekilde bir papaz kızı olan ve hiç evlenmemiş bir kadın olarak geliri yoktu (o zamanlar İngiltere'de evlenmemiş kadınların ailelerinden gelen gelirleri olmazdı). Tüm bu sebepler yüzünden Jane Austen ve Tom Lefroy'un evlenmesi maddi olarak imkansızdı ve Jane, Tom'un gitmesine izin vermek zorunda kaldı. İkili Ocak 1796'dan sonra bir daha görüşmedi.

Tom Lefroy 1799'da, amcasının uygun gördüğü varlıklı bir kadın olan Mary Paul'laa Kuzey Wales'de evlendi. Ancak ikilinin arasındaki bu aşk ölümsüzdü, öyle ki Tom Lefroy 1802'de doğan ilk kızının adını Jane (Jane Christmas Lefroy) koymuştur.

2007'de Anne Hathaway ve James McAvoy'un başrollerini paylaştığı Becoming Jane (Aşkın Kitabı) filmi Jane Austen'ın hayatına dair hoş bir biyografi örneği taşımaktadır. Bunun yanı sıra kitabı henüz okumayıp merak edenler için 2005'te çekilen başrollerini Keira Knightley ve Matthew Macfadyen'in oynadığı Pride and Prejudice (Aşk ve Gurur)'u şiddetle tavsiye ederim.

Duygu Şener

    

21 Eylül 2012 Cuma

Edebiyat'a dair

"Umutsuz bir edebiyat ne demek olabilir? Umutsuzluk susar. Kaldı ki susmak bile, eğer gözler konuşuyorsa, bir anlam taşır. Gerçek umutsuzluk can çekişme, mezar ya da uçurumdur. Umutsuzluk konuştu mu, hele yazdı mı, hemen bir kardeş el uzanır sana, ağaç anlam kazanır, sevgi doğar. Umutsuz edebiyat sözü birbirini tutmayan iki sözdür. Çünkü edebiyat olan her yerde umut vardır."
Albert Camus 

15 Eylül 2012 Cumartesi

Yarış

Herkes herkesi seviyor.
Hepsi de başka türlü seviyor.
Herkes herkesi sevmesin, gerek yok.
Adam azaldı, sevgi de elden gidiyor.

"Bana, sen haklısın deyorlar,
Hayır hayır, ben çok haklıyım.*" bilen biliyor.
Bu yarışın dışında kalanlar,
Adamı sevgi, sevgiyi de adam ediyor.

Özdemir Asaf

* Friedrich Nietzsche

13 Eylül 2012 Perşembe

Cezerye

Tatlı vazgeçilmezim ama sanırım yapmayı yemekten daha çok seviyorum. Bugün de canım çekti cezerye yani diğer adıyla havuç topları yaptım, sizinle de paylaşmak istedim.

Leziz ve hafif olan bu tatlının yapılışı da çok kolay. Ben bilmem pek ama malzemelerini sayınca siz de göreceksiniz ki, diyet yapanlar için de makul bir tatlı olduğunu söyleyebilirim.

 

Cezerye (Havuç Topları) Tarifi:

Malzemeler:
  • 1 kilogram havuç
  • 1 çay bardağı ezilmiş ceviz içi
  • 1 tatlı kaşığı margarin
  • Yarım paket petibör bisküvi
  • 4 yemek kaşığı toz şeker
  • 1 çay kaşığı tarçın
  • Süs için; hindistan cevizi, antep fıstığı, pasta süsleri, kakao
Yapılışı:
Havuçları yıkayıp, uçlarını kesin ve dış kabuğunu hafiften bıçakla sıyırın. Temizlediğimiz havuçları rende ile püre haline getirin. Püreyi bir tencereye aktarın, üzerine de margarini ve toz şekeri ekleyip ocağın altını yakın. Yaklaşık 10-15 dakika suyu çekene kadar pişirin. Ufaladığınız petibör bisküvileri tarçın ve cevizle beraber tencerenin içine aktarın ve iyice karıştırın.

Soğuduktan sonra karışımdan ceviz büyüklüğünde parçalar alıp, avuç içimizde yuvarlak toplar haline getirin. Topları hindistan cevizi, kakao, antep fıstığı ya da pasta süslerine batırarak servis edebilirsiniz.

Afiyet Olsun (:

9 Eylül 2012 Pazar

Sevgili Olmak Ne Anlama Geliyor?

Sevgili olmak ne anlama geliyor? Bu biriyle evli olmak ya da biriyle sevişmenin ötesinde olsa gerek. Milyonlarca insan evli, milyonlarca insan sevişiyor, ama gerçek sevgililerin sayısı oldukça az. Gerçek bir sevgili olmak için kendinizi eşinize ve ilişkinize adamanız gerekiyor.

Eşinizin bir armağan olduğunu takdir ettiğiniz ve bu armağan için hergün teşekkür ettiğiniz sürece iyi bir sevgilisiniz.

Eşinizin size ait olmadığını, evrenin size sunduğu bir ödül olduğunu kabul ettiğiniz sürece iyi bir sevgilisiniz.

Aranızda olan hiçbir şeyin önemsiz olmadığını, sarfettiğiniz her cümlenin sevgilinizi potansiyel olarak üzebileceğini ya da sevindirebileceğini, yaptığınız her şeyin ilişkinizi ya kuvvetlendireceğini ya da hırpalayacağını farkettiğiniz sürece iyi bir sevgilisiniz demektir.

Bütün bunları anladığınızda ve bu yüzden her sabah eşinizin tadına varmak ve onu sevmek üzere uyandığınızda iyi bir sevgilisiniz demektir.

Sevgiliniz varsa şanslısınız demektir. Size, hayatı sizinle paylaşacak biri armağan edilmiş demektir; gündüzleri, geceleri, yatağınızı ve sorumluluklarınızı sizinle paylaşacak biri. Sevgiliniz başka kimsenin göremeyeceği, hayatınızın en gizli noktalarını görecektir. Vücudunuzda hiç kimsenin dokunamayacağı noktalara dokunacaktır. Sevgiliniz saklandığınız yeri bulacak, sevgi dolu kollarıyla size bir cennet sunacaktır.

Sevgiliniz mucizeleri ayağınıza serecektir. Bir gülüşüyle, sesiyle, kokusuyla ve yürüyüşüyle sizi memnun edecektir. Kendinizi yalnız hissetmemenizi sağlayacaktır. Sevgili, sıradan bir olayın olağanüstü bir hale bürünmesini sağlar. Yeryüzünden cennete ulaşan yol sevgilinin ayaklarının altından geçmektedir.

Barbara De Angelis (Ph. D.)
Chicken Soup for the Couple's Soul/ 2000

8 Eylül 2012 Cumartesi

Vicdan Azabı

Bugün, yıllar sonra Aldous Huxley'in Cesur Yeni Dünya kitabını elime aldım. Daha ilk sayfasını açar açmaz hemen ilk paragraf dikkatimi çekti. Huxley 1946'da önsözüne şunları yazmış;
" Kronik vicdan azabı, tüm ahlakçıların hemfikir olduğu gibi, hiç de istenmeyen bir duygudur. Eğer kötü bir davranışta bulunduysanız, pişmanlık duyun, elinizden geldiği kadar durumu düzeltin ve bir daha ki sefere daha iyi davranmaya bakın. Ne sebeple olursa olsun hatanızın üzerinde kara kara düşünmeyin. Temizlenmenin yolu çamurda yuvarlanmak değildir."
İyi bir nasihat vermenin yanı sıra, güzel bir öğreti niteliği de taşıyor. Evet yanlış bir şey yaptıysanız vicdan azabı duyun ama zaten genellikle insan, yanlış bir şey yaptığında vicdan azabı duyar. Bu mantıktan yola çıkarak, yanlış bir şey yapmamış olan birinin açıklama yapacak veya düzeltmesi gerekecek bir durumda olmaması gerektiğini söyleyebilir miyiz?

Bugün bu sorular bana çok tanıdık geldi, çünkü daha dün aynılarını sordum birine. Dün, üstünden neredeyse bir yıl geçmesine rağmen bana açıklama ve düzeltme yapma gereği duyan birinden haber aldım. Mesajında yanlış bir şey yapmadığını inatla söylemeye devam ediyor ve kendisine açıklama fırsatı vermemi istiyor ama yanlış bir şey yapmadığını ispatlayamayacağını da ekliyor.

Aslında derdi, bana kendini açıklamak değil çünkü benimle hiçbir bağlantısı kalmamış biri. Zaten biraz kurcalayınca asıl derdi de ortaya çıkıyor. Kendisi ve arkadaşı(!) hakkında çıkan söylentileri benim ağzımdan yalanlamak ve noktalamak.

Ne yazık ki kendilerine yardımcı olup, bu söylentileri noktalayamıyorum çünkü bunların hiçbirini ben çıkarmadım. Onlar yaptı, insanlar konuştu, herkes onları konuştu. Ben onca lafın içinden doğru bildiklerimi yüzlerine vurunca ilk defa duymuş gibi davrandılar. Benim ya da insanların ne dediği önemli değil tabii ki ama beni böyle feryat figan arayacak duruma geldilerse, daha önemli problemler ortaya çıkmış olmalı ki telaş yapmışlar.

Adlarını anmadığım bu kişiler, hiç gereği olmamasına rağmen; konuşmamam için tehdit ettiler, güya şantaj yaptılar, beni karalamaya çalıştılar. Şimdi de güzel dilde yalan söylememi istiyorlar.

Diyelim söyledim ne olacak? Siz çamurda yuvarlanmaya devam ettikçe temizlenecek misiniz? Hayır! Üstünüzdeki çamuru bana sıçratıp, beni de kirletince rahatlayacak mısınız? Belki! Ben buna izin verir miyim? Hiç sanmıyorum!

Ben zamanında başıma gelen olayı en sade, ayrıntısız dille, hiç tanımadığım birine herkesin içinde anlatmak durumunda kalmış olabilirim. Fakat kimsenin ne yaşadığı, nasıl yaşadığı veya yaşamadığı beni hala ilgilendiren bir durum değil. O yüzden bu olayların içine kendimi asla sürüklemeyeceğim. Ben yapmadım, bu yüzden de düzeltmesi gereken kişi de ben değilim.

Akıl vermek gibi olmasın ama madem yalan olduğu ispatlanamaz bir olay yaşadınız ve düzeltebileceğiniz bir durumda değilsiniz; o zaman belki de artık hatanızı kabullenip, daha iyi bir insan olmaya çalışmanızın zamanı gelmiştir.

Takdiri size bırakıyorum.
Saygılarımla;
Duygu Şener

4 Eylül 2012 Salı

Hepsi Bu

Bazı anlar vardır, öyle ki zaman hiç geçmesin, yapabilseler sonsuza kadar o şekilde dondursalar istersin. O sana öyle gülmeye devam etsin, sen ona öyle bak, kalpleriniz hep duracakmışçasına hızlı atsın ve kokusu üstünden hiç geçmesin istersin.

Olmaz! Zaman akar gider, araya sözler girer, düşünceler, geçmiş, gelecek, korkular, kişiler, kişiliksizler, kaygılar, çalgılar, çengiler, cengaverler, tüm dünya girer, zaman girer. O muhteşem anın güzelliği bir mıknatıs gibi bütün olumsuzlukları üstüne çeker.

Özledim...

Bir nedeni olması gerekmiyor hiçbir şeyin. Olmasa da olur elbette. Onu aramanın da bir nedeni yoktur çoğu zaman, ya da hayatına başka birini sokamayışının, denemene rağmen olmayışının, unutamamanın bir nedeni yoktur. Yoktur bir nedeni sevmenin. Ve aslında "hepsi bu"dur.

Duygu Şener