12 Kasım 2012 Pazartesi

Elizabeth Barrett ve Robert Browning



Elizabeth Barrett Browning
(temsili)

Victoria döneminin en iyi İngiliz şairlerinden biri olan Elizabeth Barrett (Browning) 6 Mart 1806’da Kelloe, Durham’da kıskanç bir baba olan Edward Barrett Moulton Barrett ve Mary Graham Clarke’nin en büyük kızları olarak dünyaya gelmiştir.

Elizabeth bilinen ilk şiiri altı ya da sekiz yaşındayken yazdığı “On the Cruelty of Forcement to Man”’dir. Elizabeth hayatı boyunca pek çok başarılı eser vermiş ve hep popüler olmuştur. Zaten biricik aşkı Robert Rowling’le de eserleri sayesinde tanışmıştır.

Elizabeth Barrett ve Robert Browning
Robert Rowling’de Elizabeth gibi bir edebiyatçıydı. Oyunlar ve şiirler yazan ünlü bir Victorian dönemi şairiydi. 7 Mart 1812’de Camberwell, Londra’da Sarah Anna (née Wiedemann) ve Robert Rowling’in oğlu olarak dünyaya geldi. On iki yaşındayken ilk kitabını yazdı fakat yayıncı bulamayınca kitabı imha etti.

Elizabeth Barrett ve Robert Browning alanlarında çok başarılı olmuş ve birbirlerinin eserlerine saygı ve hayranlık beslemelerine rağmen hiç karşılaşmamışlardır. Yazılı eserleri dışında birbirleri hakkında hiçbir fikre sahip değillerdi. Robert 10 Ocak 1845 yılında Elizabeth’e yazdığı şu mektup ile ilk kez hayranlığını dile getirmiştir;
Robert Browling'in yazdığı ilk mektuptan bir kesit
“Sevgili Bayan Barrett, şiirleriniz beni cezbediyor. Bu mektubu sakın ola ki bir iltifat mektubu olarak ele almayın. Sizin dehanızın farkına yeni vardığımı da düşünmeyin. Şiirlerinizi ilk defa okuduğum geçen haftadan bu yana size neler yazabileceğimi düşünmekten başka bir şey yapamadığımı itiraf etmeliyim. Şiirlerinizin üzerimde bıraktığı etkiyi, beni ataletten kurtardıklarını belirterek ortaya koymak istiyorum. Şiirden anlayan biri olarak hata arayıp bulmam bile mümkün olmadı. Şiirleriniz adeta benim bir parçam haline geldiler. Size kendimi ifade edebilmeme, hislerimi açığa çıkarmama yardımcı oluyorlar. Şiirlerinizi bütün kalbimle seviyorum. Sizi de öyle.
Robert Browling”

Elizabeth o günlerde otuz yaşındaydı ve hiçbir çocuğunun evlenmesine izin vermeyen babasıyla birlikte yaşıyordu. Sağlığı da izin vermediğinden evden pek çıkamıyor ama babası karşı çıktığı halde Robert ile gizlice mektuplaşıyorlardı. Mektupları edebiyat açısından o kadar değerlidir ki iki kalın cilt halinde günümüze kadar gelmiştir. Elizabeth de “Sonnets From the Portuguese” adlı eserinde ilk andan başlayarak bu flörtleşmeyi işlemiştir.

Elizabeth, Mayıs 1845’te Robert’in kendisini ziyaret etmesine izin verir. Haftada bir gizlice buluşmaya başlarlar. Eylül ayında Elizabeth, Robert’e şunları yazar;
“Bana hayal ettiğimden çok daha fazla şey hitap ediyorsun. Zarar vermediğim, seni üzmediğim sürece sana ait olmak istiyorum.”

Elizabeth ve oğlu Pen
Bir yıl kadar buluşmaya ve mektuplaşmaya devam ederler. Bu süre boyunca Robert, Elizabeth’e evlenmeleri ve sağlığı için İtalya’ya taşınmaları konusunda çok ısrar eder. En sonunda 12 Eylül 1846’da, Elizabeth’in babasının izin vermeyeceğini bildiklerinden gizlice evlenirler ve bir hafta sonra İtalya’ya yola çıkarlar. 

Tek çocukları olan Robert Wiedemann Barrett Browning (kısaca “Penini” ya da “Pen”) 1849’da İtalya’da dünyaya gelir.

Elizabeth ve Robert en güzel eserlerini evlilikleri döneminde vermiştir. Elizabeth 29 Haziran 1861’de ellibeş yaşında öldüğünde, evlendiği günden beri babasını hiç görmemiş, attığı hiçbir mektuba cevap alamamıştır. Ölümünden kısa bir süre sonra, yayınlanmamış şiirlerini Robert toparlayıp yayınlar. Robert’te 2 Aralık 1889’da İtalya’da hayatını kaybeder.

Eğer bu ilişki olmasaydı biz belki de asla Elizabeth’in hemen her duygusal filmde geçen o meşhur şiiri “How Do I Love Thee (Sonnet 43)”ün tadına varamayacaktık.


 How Do I Love Thee (Sonnet 43) 

How do I love thee? Let me count the ways.
I love thee to the depth and breadth and height
My soul can reach, when feeling out of sight
For the ends of being and ideal grace.
I love thee to the level of every day's
Most quiet need, by sun and candle-light.
I love thee freely, as men strive for right.
I love thee purely, as they turn from praise.
I love thee with the passion put to use
In my old griefs, and with my childhood's faith.
I love thee with a love I seemed to löse
With my lost saints. I love thee with the breath,
Smiles, tears, of all my life; and, if God choose,
I shall but love thee better after death.

(Türkçe Çevirisi: )

Seni nasıl seviyorum? Anlatmaya başlayayım mı?
Seni derinlikler ve yükseklikler kadar seviyorum
Ruhum duygularımın ulaşamadığı noktalara kadar ulaşıyor
Varlığını ve zerafetini seviyorum
Ben seni günlerin ötesinde seviyorum
Güneş ve mum ışığı kadar çok
Seni özgürce seviyorum bir erkeğin hakkı olduğu gibi
Seni safça seviyorum bu övülmeye değmez mi?
Şehvetle seviyorum
Eski üzüntülerim adına seviyorum seni çocuk ruhumla
Kaybedebileceğim kadar seviyorum
Bütün azizler adına nefesimi tutarak seviyorum
Gülüşler, gözyaşları kadar çok ve Tanrı izin verirse
Seni öldükten sonra bile seveceğim.

Elizabeth Barrett Browning


Saygılarımla;
Duygu Şener

2 yorum:

  1. Yorum olmaz tabi, millet evlendirme programı, dizi izlemekten, hükümetin salaklıklarını takip etmekten yozlaştı. TEŞEKKÜR EDERİM, RUHUMU OKŞADI... dünya literatürü ömrümüze sığmayacak kadar büyük, bitmez tükenmez bir kaynak...

    YanıtlaSil

Yorumlarınız: