30 Aralık 2013 Pazartesi

Aşk kendinden vazgeçme halidir

Aşk kendinden vazgeçme halidir, kendi benliğini ezmeden ’biz’ olabilme hâlidir. İnsan egosu denetlenmesi en güç olan şeydir. Bunu ancak aşk becerebilir, sadece aşk ile üstünden atlayabilirsiniz.

...

Öyle kadınlar ve erkekler tanıyorum, risk almıyorlar. Aşk emniyetli bir şey değildir. Emniyetli olan sevgidir. Aşk ehlileşmez, sakinleşemez. Öyle olursa akraba olursunuz.

Bir de aşık olunacak mecra kalmadı. Artık ortak alanları paylaşmıyoruz. Bizim agoramız yok artık. Herkes kendi bacağından asılmak isteyen koyun tarifinde.

Bu hem maddi hem manevi bir şeydir. Gelir, böyle adamı aşkta da emniyet arayan birine dönüştürüverir. Herkes kendi kişisel başarı öyküsünün peşinde. Belki de biz herkes için daha adil, daha vicdanlı daha temiz bir dünyanın düşünü paylaştığımız için başkalarıyla da bir arada durmanın ne kadar zenginleştirici bir şey olduğunu biliyorduk.

Şimdi bu duyguların esamesi okunmuyor. Yoksullaşmamız sadece ekonomik anlamda olmadı. Duygusal anlamda, dayanışma anlamında birbirimizin yaralarına bakma konusunda da yoksullaştık. Şimdi empati denen modern kavram var ya, biz onun ağababasını tanıyan ve buna içerilmiş bir dünyadan geldik buralara.

Dizilerdeki aşık olma süreci o kadar uzun ki, öncelikle bu rasyonel değil! Aşk çok ani, hızlı ve genellikle beklenip, tasarlanamayan bir şeydir. Kafana bir taş düşer, neye uğradığını şaşırırsın. Ve bunun aşk olduğunun da sonradan adını korsun. İrrasyonellik sadece bu değil, bir de dizi karakterlerinin çok ön hazırlığı var aşık olmak için. Halbuki, hayatta böyle değildir, aşk tasarlanılan ve ön hazırlığı yapılabilen bir şey değildir.

Eskinin, hani o dalga geçilen mantık evliliklerinde bile, bugünkü hesaplılıktan daha çok aşk vardı diyesi geliyor insanın. Ali Poyrazoğlu dedi; "Aşk bir kör atlayıştır."

İnsanların birbirleri için ’sağlama’ yapacakları alanlar kalmadı. Modern hayatlar ve modern zamanlarda böyle bir şansı yoktur insanın. Son bir aydır, ’Ben aslında duyguları olan iyi bir insanım’ mesajını, ben şu cümleyle alıyorum.

- Babam ve Oğlum’u gördün mü?
- Hee gördüm.
- Ağladın mı?
- Sana ne?

Yani ben de duyarlıyım ve iyi bir insanım. Bu arada, ben de filmi seyrettim. Yeri gelmişken ve sabah seansında katılarak ağladım ama bu soruları soran insanlarla o kadar ayrı şeylere ağladık ki.

Benim o filmde yandığım, bu ülkenin o temiz çocuk yürekli insanlarının, bu ülke tarafından nasıl da kırıldığını, nasıl da örselendiklerini, onurlarıyla ekmekleriyle nasıl da oynandığını gördüğüm için bu uğurda yiten, onulmaz acılar çeken insanlarımızı hatırlayarak ağladım.

Belki de bugünkü aşksızlık hâli de, o dönemlerin ürünüdür diyeceğim ama aşk bunların hepsinin üzerinden atlayabilecek bir şey olmalı...

Meral Okay

23 Aralık 2013 Pazartesi

Kırık

Ben kalbime küstüm senden sonra
İnsan hiç kalbine küsebilir mi?
Yanaklarıma düşen gözyaşlarıma küstüm
Birinin, beni senden daha fazla sevebilme ihtimaline,
Birinin sana benzeyebilme ihtimaline küstüm.
Aynalarda gördüklerime küstüm.
İçimdeki çocuğa, gözlerimdeki ışığa,
Tatlı bulduğun tavrıma küstüm...
Ben senden sonra,
Bırakıp gittiğin her şeye küstüm.
Alıştım kendime rağmen yaşamaya.

Duygu Şener'13

17 Aralık 2013 Salı

Biz Hala...?

Artık beraber olmadığın ama sevdiğin biri için "sevgili misiniz?" diye sorduklarında ne cevap verirsin? Evet demek de, hayır demek de düpedüz yalan söylemek oluyor. Biri bana böyle bir soru sorduğunda artık "Evet hala sevgili" diyorum. Sonuçta; artık sevgilim olmaması, hala sevgili olduğu gerçeğini değiştirmiyor.

Her başımı yastığa koyduğumda aklımda o varsa, her uyuduğumda rüyamda onu görüyorsam ve hala beni ısıtan yorganım yerine onun düşleriyse, nasıl onsuz uyuduğumu söyleyebilirim ki?

Onun sevdiği gibi kalıp, onun sevdiği gibi yaşıyorsam ve istemeyeceğini bildiği şeyleri inadına yaptıktan sonra utanıyor ve üzülüyorsam istemsiz, geçip aynaların karşında vicdanımı hafifletmeye çalışıyorsam. O, hala bu kadar hayatımın içindeyken, nasıl inkar edebilirim ki olmadığını?

Aşk hep biraz kendi kendine konuşmaktır ve bir taraf sustu diye diğer tarafta sessizleşecek diye bir şey yoktur. Hem sen de bunca zaman kendi kendine konuşurken bile aslında onunla kavga etmiyor muydun? Bir gün onu severken, bir gün kızıp küsmüyor musun hala? Ama hep kendi kendine...

Aşk tüm mantık kurallarına aykırıdır!


Duygu Şener'13


15 Aralık 2013 Pazar

Her Şey Ayrı Yazılır

Gidersen,
Her şey ayrı yazılır.
İlk önce ismin ayrılır ismimden,
Sonra ellerin ellerimden,
Gözlerin, gözlerimden...
Ve yüreğin yüreğimden göç eder,
Başka yüreklere...

Gidersen,
Her şey ayrı yazılır.
Ortak bir kaderimiz olmaz mesela,
Ya da ortak herhangi bir şeyimiz.
Ben hala 'iz'le biten cümleler kurarken,
Sen iz'ini bile bırakmayabilirsin.

Gidersen,
Her şey ayrı yazılır.
Küçük bir kız çocuğu intihar eder,
Oğlansa yedi ceddine söver.
Konumuz, aşk.
Konu, komşuya ayıp olur,
Hepsi hayata küser.

Gidersen,
Her şey ayrı yazılır.
Bu bir Türkçe aşk kuralıdır.


Merve Ceylan

9 Aralık 2013 Pazartesi

Parçam

Derler ya "kalp her insanda bir tanedir ve dünyaya eşini bulmaya gelmiştir" diye. Evet aynen öyle... Nasıl seninleyken benim kalbim durup, seninki attıysa ve buna sen bile şaşırdıysan, öyle.

Kulağa saçma gelse bile evet; mide, karaciğer, pankreas ve burun da öyle.

Nasıl senin yanında midem daha çok hassaslaşıyorsa,
Alkol daha çabuk sarhoş edebiliyor,
Burnum bir tek senin sigara kokunu kabul edebiliyor,
Ve midemin altında birşeyleri durmadan hoplatabiliyorsan.
Elin bir tel saçıma değdiğinde, ben ayak parmaklarıma kadar titreyebiliyorsam,
Bir mıknatıs gibi, nerede olursak olalım, bütün bedenimi kendine doğru çevirebiliyorsan.
Benim beyinimin en çalışmayan yerleri seninkinde çalışıyorsa ve ben de sende olmayanları tamamlıyorsam.
Evet tek kalan tüm organlar eşini bulmak için yaratılmış olmalı.

"Yarım kaldım" derken ne demek istediğimi anladın mı?

Duygu Şener'13


16 Kasım 2013 Cumartesi

Sayılarla Cinsel İstismara Uğramış İnsanların Hikayeleri

Surviving in Numbers isimli Tumbler sayfasında paylaşılmış bir kaç tane cinsel istismar ve tecavüze uğramış mağdurlar, belki de daha önce kimseye anlatmadıkları hikayelerini, sayılarla anlatıyor. Bazılarının sayısı bilinmiyor, bazı sayılar küçük ama yüklendikleri değerlerle çok büyük bir trajediyi gözler önüne seriyor.

İşte bazıları;



Birşeylerin yanlış olduğunu anladığım yaş : 5
Onun yaşı: 26
İlk defa birisine anlatıığım yaş: 35
Korku ve öfke ile geçirdiğim yıl: 30
Artık anlatmaya başladığımdan beri konuştuğum kişi sayısı: Çok
Aileden anlattığım kişi sayısı: 0 (Sıfır)

Ailemden 4 kişiye anlattım...
Onlarsa bana, şu an defolu olduğumu ve bunu aile içinde bir sır olarak tutmamız gerektiğini söyledi...


"Neden polise gitmedin?"
- Herhangi birine söylemeden geçen zaman: 1.5 Yıl
- Toplamda söylediğim kişi sayısı: 75+
- Kaybettiğim arkadaş sayısı: Sayısını unuttum...


Bana ettiği tecavüzlerin sayısı: Yüzlerce
Anlattığım kişi sayısı: 3
Üzerimde bıraktığı fiziksel yara ve izlerin sayısı: 9
Kendi kendime bıraktığım yara ve izlerin sayısı: 76
Onu suçlu bulmayan devlet görevlisi sayısı: 5
O Benim Babam..


"O senin en iyi arkadaşındı, ne yani sen istemedin mi?"
Kalbi kırık 1 baba, 100lerce kendi açtığım yara, 1 mahkeme salonu, bir süre sonra verilen ceza, ve hala "HİÇ OLSUN İSTEMEDİM"


Bekaretimi kaybettiğim yaş: 5
Çektiği fotoğraf sayısı: Çok
Gerçekten ne olduğunu söylediğim yaş: 20
Gittiğim terapist sayısı: 12
Dinlediğim terapist sayısı: 1
2 yeme bozukluğu, birkaç yara, bir okyanıs dolusu gözyaşı ve sayısız kötü hatıra ardından sonunda kim olduğumu keşfediyorum.
Ayakta kaldım ve daima kalacağım...

9 Kasım 2013 Cumartesi

Yakışık

Hatırlıyor musun sahildeki Moda parkında bir bankta oturmuştuk. Deniz önümüzdeydi ve sen dizlerimde yatıyordun. Nisan'dı ve biraz güneş vardı, biraz rüzgar esiyordu. Ben saçların arasından geçen rüzgarı sevip, kirpiklerinde beliren güneş halkacıklarını seyrediyordum. Sen huysuz huysuz homurdanıyordun.

Ben seni tüm doğallığınla sevdim. Daima soğuk koca burnun, yumurta kafan, sıska bedenin, her şeye muhalefet tavrın, dizi çıkmış lacivert eşortmanlarınla sevdim. Tüm doğallığınla, tüm kusurlarınla sevdim seni. Dünyanın en yakışıklı erkeği değildin belki ama dizlerime en çok sen yakışıktın.

Burnunu boynunda ısıtabilecek birin olsun bari, kış geliyor, aklım kalmasın.

Duygu Şener'13

8 Kasım 2013 Cuma

Kaçak Göçek

Nereye gittiği belli olmayan bir otobüsün kaçak yolcularıydık biz ve ben yine de sevdim seni. Bir başkası sevebilir miydi seni öyle? Bir Mart gecesinin tiz soğuğu, bir başkasını yakınlaştırabilir miydi, seni bana yakınlaştırdığı gibi? Ya durakta anlaşılsaydı kaçaklığınız, benim gibi elinden tutup uzaklaşabilir miydi, yüzünde kocaman bir gülümsemeyle, alay eder gibi dünyayla?

Adını bile doğru düzgün bilmediği bir adamı taşır mıydı yanında, sonunu bilmediği bir yolda? Biraz önce bir barda çarpıştığı bir adamın yüzünü, senin bile şaşırabileceğin bir sevgi ile tutup ısıtabilir miydi? Ben mi sana çarptım, yoksa sen mi karşıma çıkmıştın? Peki, benim karşıma çıktığın gibi çıkabildin mi bir başkasının karşısına?

Ben sende tattığım sonsuz özgürlük hissini, yalnızlığımda dahi tadamadım.


Duygu Şener
Bilmemhangigününhangisaati 2013

24 Ekim 2013 Perşembe

Ben Seni Anlayamadım

Seni yazacak kadar şair olamadım
Seni yaşayacak kadar sana karışmadım
Çağırdığın kadar gelebildim
Sevdiğin kadar yaklaşabildim
Ben seni anlayamadım.

Unutmayı öğrenecek kadar harf bilmiyorum
Ve sana çıkan yollardan yoruldum
Her şeyim olma zaten istemem bunu
Çaresizliğim de olma dedim anlamadın
Ben seni anlayamadım

Uyumadım rüyama gelme diye
Adın kadar konuşabildim, dudaklarım sensiz
Ruhum ruhuna rastlamış, derdi bana
Ben mi çıktım karşına, sen mi çarptın bana
Ben seni anlayamadım.

Kapımın anahtarı yok ki sen de olsun
Ben kafesine aşık bir kuş gibiyim
Elinde sallıyorsun gülüşümü
Ardın sıra uçuyor bakışlarım dönmüyorsun
Ben seni anlayamadım.

Ahmet Batman

22 Ekim 2013 Salı

Sensiz

Sensiz de denizi seyredebiliyorum.
Hem dalgaların dili seninkinden açık.
Ne kadar hatırlatsan kendini boş.
Sensiz de seni sevebiliyorum.

Hep boş konuşurduk hatırlar mısın, bula bula,
Karşılaştığımız zamanlarda.
Sen, sevgiden şımaran çocuk,
Ben şaşıran budala.

Özdemir Asaf

5 Ekim 2013 Cumartesi

Cinemagraph




Cinemagraph için kısaca Gif'in yeniden dönüşü ve fenomen oluşu diyebiliriz, ama kesinlikle Gif'ten daha profesyonelce bir geri dönüş. Epeydir herkesin dilinde olmasına rağmen ben yeni keşfettim diyebilirim. 

Profesyonel ve/veya yarı profesyonel bir fotoğraf makinesiyle arka arkaya çektiğiniz fotoğrafları önce Lightroom, sonra Photoshop'ta basit işlemlerden geçirdikten sonra harika bir Cinemagrap elde edebiliyoruz. Aşağıda bir kaç örneğine bakabilir ve nasıl yapıldığını öğrenebilirsiniz.

Kolay gelsin...
Duygu Şener









4 Ekim 2013 Cuma

Ana Dilde Eğitim

Hala bir kesim işin Kürdü'nde, Türk'ünde, Rum'unda, Laz'ında... kimse de demiyor ki nasıl olacak bu iş?

Öncelikle bu eğitimin sadece özel okullara tanınması abestle iştigal. Bir kaç cemaat okulunun Kürtçe eğitimin yasallaşmasını beklediğini beyan edip, uygulayacağını bildirmesi işin abestle iştigalinin de daniskası. Hangi kitap, hangi kaynakla siz bu çocuklara -seçmeli dil dersi dahi olsa- ana dilde eğitim vermeyi planlıyorsunuz?

Kürtçeye dair herhangi bir kaynak olmaksızın, bu çocuklara nasıl Kürtçe dil bilgisi, fen bilgisi, matematik, coğrafya vb. ders kitapları bastırmayı ve okutmayı düşünüyorsunuz? Yoksa zaten amaç aslında okutmamak mı?

Samimi bir durum değil maalesef. Değil unutulmaya yüz tutmuş, kaybolmuş bir dil olan Kürtçe, bugün Türkiye'de Türkçe eğitim alabilmek bile matah bir durum değil. Evet herkes alıyor, alabiliyor ama yetersiz. Mutlaka herkesten ikinci bir dil olarak İngilizce isteniyor, iş mulakatlarında o da yetersiz kalıyor ve üçüncü bir dil bilgisi tercih sebebi oluyorken; siz hangi ütopik dünyada yaşıyorsunuz ki ana dilde eğitimin yararlı olabileceği kanısına varabiliyorsunuz?

Evet ana dilde eğitim gerçekten çok iyi olurdu. Mesela ben de eğitim dilimin İngilizce değil, ana dilim olan Türkçe olmasını tercih ederdim. Ama kimse bu sorun üzerinde durmasın. Türk Dili Enstitüleri gelişmesin, Kürt Dili, Laz Dili Enstitüleri açılıp, bu diller üzerine araştırmalar, geliştirmeler yapılıp, yaygınlaşmasın, güçlenmesin. Tüm bu gelişmelerle ülken; buluşlar, bilimsel ve ticari ataklarla bir güç elde etmesin ve dünya artık Türkçe, Kürtçe, Lazca öğrenmesi gerektiğini düşünmesin de, sen hep İngilizce, Almanca, Rusça öğrenmen gerektiğini düşün.

Hal böyleyken insanın acaba bizi birbirimize kırdırıp, bölmeye mi çalışıyorlar diye düşünmesine gerek kalmıyor. Herşey o kadar net ve berrak ki. Belki de Türkiye Cumhuriyeti tarihi boyunca hiç bir iktidar amacını gizlemeye çalışırken bu kadar açık olmamıştı.

Saygılarımla;
Duygu ŞENER
4:10:13;10:54

28 Ağustos 2013 Çarşamba

Aysel Git Başımdan

Aysel git başımdan ben sana göre değilim
ölümüm birden olacak seziyorum
hem kötüyüm, karanlığım biraz, çirkinim
Aysel git başımdan istemiyorum.

benim yağmurumda gezinemezsin üşürsün
dağıtır gecelerim sarışınlığını
uykularımı uyursan nasıl korkarsın,
hiçbir dakikamı yaşayamazsın
Aysel git başımdan ben sana göre değilim.
benim için kirletme aydınlığını
hem kötüyüm, karanlığım biraz, çirkinim

ıslığımı denesen hemen düşürürsün,
gözlerim hızlandırır tenhalığını
yanlış şehirlere götürür trenlerim.
ya ölmek ustalığını kazanırsın,
ya korku biriktirmek yetisini.
acılarım iyice bol gelir sana,
sevincim bir türlü tutmaz sevincini.
Aysel git başımdan ben sana göre değilim.
ümitsizliğimi olsun anlasana
hem kötüyüm, karanlığım biraz, çirkinim

sevindiğim anda sen üzülürsün
sonbahar uğultsu duymamışsın ki
içinden bir gemi kalkıp gitmemiş,
uzak yalnızlık limanlarına.
aykırı bir yolcuyum dünya geniş,
büyük bir kulak çınlıyor içimdeki
çetrefil yolculuğum kesinleşmiş
sakın başka bir şey getirme aklına.
Aysel git başımdan ben sana göre değilim,
ölümüm birden olacak seziyorum
hem kötüyüm, karanlığım biraz, çirkinim.
Aysel git başımdan seni seviyorum...

Attila İlhan

21 Ağustos 2013 Çarşamba

Dar

Öldüm,
Daracık bi' tabuta gömdüler.
Sevdiğimin,
Ruhu bile daralmadı.

...


Duygu Şener
20:08:13;23:27

19 Ağustos 2013 Pazartesi

9.

evet biri var hayatımda
nasıl olduğunu bilmiyorum
tek bir gözyaşıyla uyanıyor;
kanımı görüyor
aktığını ve akan kanla tekrar boğulduğumu
ama o sevgilim değil... ve en korkuncu
onu hiçbir zaman senin kadar
sevemeyeceğimi biliyor
belki sadece çok akıllı.

iki gün çok üşüdüm...
çok üşüdüm ve ona sarıldım
beni öpseydin eminim onun gibi öperdin.

Umay Umay

14 Ağustos 2013 Çarşamba

Bir Fotoğrafa

Karşımdasın işte...
Bana bakmasan da ordasın, görüyorum seni
Ah benim sevdasında bencil, yüreğinde sağlam sevdiğim
Kalbime gömdüm sözlerimi, ceset torbası oldu yüreğim
Tıkandığım o an,
Elimi nereye koyacağımı şaşırdığım o an işte,
Aklımdan o kadar çok şey geçti ki takip edemedim.
Elim boşlukta, ben darda kaldım
Elim buz gibi, ben harda kaldım.
Bir senfoni vardı kulağımda çalan,
Bitti artık hepsi...

Köşeme çekildim, hani hep kaldığım köşeme.
Bakış açım belli oldu yine,
Geride kalan, ardından bakar gidenlerin
Bir meltem olacak rüzgarım dahi kalmadı benim
Dağlara çarptım her esişimde
Yollara küfrettim her gidişinde

Demiştim sana hatırlarsan;
"Önemli olan 'zamana bırakmak' değil,
'zamanla bırakmamak'tır..."
Şimdi bana, geçen o zamanın
Unutulmaz sancısı kalır

Gittiğim eğer bensem, söyle bana kimden gittim?
Sende yoktum zaten ben, ben yine bende bittim...

Mustafa Akyol

13 Ağustos 2013 Salı

Amorf Amorf

İkimiz de genciz ama
Epizodik bir aşkın son kalıntılarını yaşıyoruz.
Ayrı yerlerde, ayrı kişilerde, birbirimizi seviyor,
Onlara bakarak "seni seviyorum" diyoruz.
Kendimizi kandırıyor,
Ve başarıyoruz...

Duygu Şener
09:08:13 16:47

7 Ağustos 2013 Çarşamba

Geçmiş Olsun...

21 gram daha eksildim bugün
Benim değil gidişinin ikinci baharı
Gönlümdeki kara parçaları tanır seni
Pıhtılaşmış kan karası
Kapanmıyor gönül yarası

İki dudak arası intihardı
Adını telaffuz edişim
Lisan yetmedi anlatmaya, gidişini
Gelmeler biriktirdim sana.

Türkçe'ye tecavüz suçuydu
Seni gizli özne yapmaya çalışmak
Apaçık terk edişinin ardından
Geç’miş oldum sana.

Geçmiş olsun...

Ahme[T]uraN

30 Temmuz 2013 Salı

Gezgi

Sen hep gezersin,
Dolaşır, arar, sorar, bulamaz, yorulur,
Gelir yine elimi tutarsın.
Bir tek ben sana değdiğimde sıcacık olur
Bir benim yanımda huzur bulur
Bir benimle gülersin.
Sonra gider gezersin
Sonra gelir
Gider

...

Neden, neden, neden
Gider, gelir, kalmazsın?
Korkarım;
Bir gün dönmezsin,
Dönüp bulamazsın.

Duygu Şener
30:7:13;23:22

19 Haziran 2013 Çarşamba

Gezi

İnternette bir fotoğraf dolaşıyor, illaki görmüşsünüzdür @10uncukoyluu yazmış, çok beğendim. Bence Gezi ruhunu, bu direnişi anlatan en güzel, en kısa ve net yazıydı. Sizinle de paylaşayım dedim;

Gezi dediğin nedir bilir misin?
İstiklal Marşı'nın ilk emridir bir kere
"Korkma"dır Gezi
Korkmadım, gitmiyorum, gidemiyorumdur.
Beni rahat bırak, bana bağırma,
Bana saygı göster demektir.
Çapulcu, vandal, terörist, provakatör olup da
Aynı zamanda gösterilerin barışcıl sürebilmesi için,
Taş atanların karşısında dikilmektir Gezi.
Göztepe ile Karşıyaka'yı kardeş yapabilmektir.
Direniş diye meydana gelip çöp toplamaktır.
Sökülen kaldırım taşlarını yerine dizmektir.
AVM diktirip zengine kazandıracağına,
Eylem yapıp köfteciye, yani halka kazandırmaktır.
Mizahtır bir yerde...
"Oh biber"dir, "Kahrolsun bağzı şeyler"dir,
"Buraya yazacak slogan bulamadım"dır.
Kırmızı elbiseli kız'dır, Davulcu Vedat'tır.
Kısacası;
İktidar "Eylemleri derhal durdurun" dediğinde;
Durmak "duran adam" olmaktır. 
Orantısız şiddeti, orantısız zeka ile karşılamaktır Gezi

18 Haziran 2013 Salı

#DuranAdam





Son oniki saat içerisinde #duranadam sadece durdu, tutuklandı ve serbest bırakıldı. Demek ki..


Önemli olan; yaptığın eylem değilmiş,
Önemli olan; yapılan eylemin kime karşı yapıldığıymış.
Önemli olan; oturmak, kalkmak, zıplamak, slogan atmak, yürümek değilmiş,
Önemli olan; sadece dursan bile kime karşı durduğunmuş. 
Önemli olan; kimden daha zeki olduğun değil,
Önemli olan; o zekayı kime karşı kullandığınmış.

Ve gördük ki...

Önemli olan; metrekareye matematik hesaplarının bile tutmadığı kadar insan(!) sığdırmak değil,
Önemli olan; tüm Türkiye'yi tek başına, bir metrekareye sığdırabilmekmiş...

Teşekkürler #duranadam , sen yeter ki #direnduranadam ...

Saygılarımla;
Duygu Şener

14 Haziran 2013 Cuma

#BuDahaBaşlangıçMücadeleyeDevam

Gezi'ye gidiyorum diye; baretimi yıkayan anne, "gideceksen bununla git artık" diyip profesyonel gaz maskesi alan baba, aklı bende kaldığı için ben eve gelene kadar uyuyamayan kardeş, "dualarım seninle paran var dimi" diyen annanne, merak edip sürekli "nerdesin? Nasılsın?" diye soran arkadaşlar candır! Teşekkürler ailem, teşekkürler arkadaşlarım... 

Hepinizle gurur duyuyorum, benim gittiğim kadar sizin de desteğinizle geldik bugünlere... Bugün onlar bizden bu kadar korkuyorsa, geri çekiliyorsa, sizin sayenizde. Ben kendi emeğimi çöpe atabilirim belki ama sizinkileri nasıl atarım? Gezi parkı için ağzımıza bir parmak bal çalmaya çalışanlara inanıp nasıl vazgeçebilirim? Bu akşam yine Gezi'deyim, yarın da, ondan sonraki günde... Taaki anayasal haklarımız olan özgürlükleri geri kazanana kadar orda olacağım. 

Kimse ne yiyeceğime, yemeğime ne kadar tuz atacağıma, ne içeceğime, ne kadar içeceğime, kaça kadar içeceğime, ne giyeceğime, neyi nasıl giyeceğime, nerede yaşacağıma, nerede oturacağıma, neyi okuyacağıma, neyi sanat olarak göreceğime, nerde film izleyeceğime, hangi müziği dinleyeceğime, kime yardım edeceğime, çocuk doğurup doğurmayacağıma, kaç tane doğuracağıma, eşimle nasıl ilişki kuracağıma karışmayana kadar durmayacağım. Kurtuluş Savaşı'nda kanıyla, teriyle elde edilen milli servetlerimin satışına son verilene kadar durmayacağım. Satılmış insanların bana yalanlar söylemesine izin vermeyeceğim, insanlar gerçekleri söylemeye başlayana kadar, o-şu-bu diye bizi bölmeye çalışmaktan vazgeçene kadar orda olacağım. 

Abdullah Can Cömert, Mehmet Ayvalıtaş, Ethem Sarısülük, Mustafa Sarı, 7063 yaralı, 35 kafa travması geçiren, 12 gözünü kaybeden kişi, intihar eden 5 polis, ölen 1099 hayvan için...
Metin Lokumcu, Uğur Mumcu, Çetin Emeç, Hrant Dink, Sivas maktülleri, Silivri mahkumları, Cumartesi anneleri, N.Ç., Reyhanlı ve daha niceleri için orda olacağım.

Andımızı kaldırmış olabilirler ama unutmadım daha. Ben daha bacak kadar çocukken; Atatürk'ün açtığı yolda, gösterdiği hedefe durmadan yürüyeceğime ant içtim. Varlığımı da bu ülkeye armağan ettim. Büyüdüm genç oldum o sözler çıkmadı aklımdan, ne varlığımın yegane temelini unuttum, ne vazifelerimi...

Sen de uyuma Türkiye'm, dur daha yeni uyandın!

Saygılarımla;
Duygu Şener

9 Haziran 2013 Pazar

Grup Vitamin - Tayyip

Gezi Parkı Direnişi hakkında yazılacak bir ton yazı varken benim sabah sabah aklıma bu geldi. Grup Vitamin'i çok severim, bu şarkısını ise ayrı bir severim. Dönem dönem her bakan ya da millet vekili için kullanışa uygun bir şarkıdır. Ben de bizim bildiğimiz adıyla İsmail'i Tayyip'e çevirdim. İsim şarkının melodik ritmini bozmuş olabilir ama sözlere cuk oturdu kanaatindeyim. Umarım seversiniz, ehe...

Grup Vitamin – Tayyip

Tayyip bir tuhaf adamdır, üç kuruş için hesap sorandır
Uyanık geçinir amma yalandır, tüm mal varlığı cebinde olandır
Liseyi 6 senede bitirmiş, cin gibi çocuk bizim Tayyip
Neden bu kadar acele etmiş, aklını seveyim
Lan Tayyip lan Tayyip lan Tayyip lan Tayyip lan Tayyip lan Tayyip

Tayyip
Sek sek sekerek Tayyip
Rastık çekerek Tayyip
Adresim aynı Tayyip
Posta kodum da aynı yavrum

Kel başa şimşir tarak, bu ayakları artık bırak
Ne işin var ki diskoryumda yanında bir kız sarımtrak
Ayranın yok içmeye, atla gidersin çeşmeye
Bu ne perhiz, what is this
Aman Tayyip, can touch this
Hafif piskopattır kendileri, buna enayilik de dahil
Kızma amcası, daha çok cahil

Tayyip
Tayyip odalarda ışıksızım
Peşindeyim Tayyip
Tut ki karnım acıktı kedimi yedim
Ah ben deli Tayyip, sen benden de deli

Kırdığın potlar bini aştı, bak yanlışsın herkes kaçtı
Tayyip de buna şaştı, aklını seveyim lan Tayyip
Lan Tayyip, atlı mısın, yavrum bağdatlı mısın
Herkes zeka yaşını sorar, lan sen bu kadar tatlı mısın
Ulan Tayyip,ulan Tayyip,ulan Tayyip,ulan Tayyip, ulan Tayyip

Tayyip
Sıra sıra siniler
Hasta olan iniler
Tayyip kel kafandan sen suçlusun
Tayyip miyav dedi
Minik fare kükredi
Tayyip iki gözüm iki iki musluk
Oynatmama az kaldı, Tayyip nerde
La fa la sol Tayyip
Tayyip ballı lokma tatlım benim
Tayyip sensiz cennet bile sürgün sayılır
Senin ki düpediz vurgun sayılır Tayyip
Tayyip sen kocaman bir çılgınsın

Tayyip
Çılgın çocuk Tayo
Tayyip önemli şahsiyetim benim
Tayyip, felsefe yapma
Tayyip, tut ki mucizeyim
Ne desem laf değil
Tayyip, tutti frutti seyrediyorum
Göremiyorum, biraz eğil
Tayyip beni anlamadın ya ben ona yanıyorum

Tayyip mutfakta biri mi var?

Söz-müzik: Grup Vitamin
Düz.: Duygu Şener

Bilmeyenler için orjinali:

20 Mayıs 2013 Pazartesi

Veda

Böyle veda olmaz;
Beni hiç bırakmayacak gibi sarıldın
Ama ne sarılmak
Nasıl öpmüştün son öptüğünde;
"Hoşgeldin! Yıllardır bekliyorum" der gibi
Nasıl bir hasretle değmiştin dudaklarıma
Saçımın bir teline dokunduğunda
Ayak parmaklarıma kadar titremiştim sevginden
Böyle veda edilmez sevgili
Söyle kim hapsetti seni?

Duygu Şener 

14:09; 19:05:13

Unutulduk...

Güneşin doğuşuna aldanma sevgilim
Yağmur yağıyor duyuyor musun?
Bir çocuk içlenmiş bize ağlıyor.
Biz suları altında kaldık,
Sular altında ayrı yerlerde kaldık,
Kentlerimizi birbirine bağlayan yerler,
Küçük puzzle parçaları gibi kayboldu.
Biz unuttuk sevmeyi,
Unutulduk sevgilim.

Duygu Şener
14:03;19:05:13

19 Mayıs 2013 Pazar

Uyan Sevgilim

61.

beni ilk gördüğünde bütün vücuduna dikenler 
battığını hissettim. olacakların habercisi olan
yalnızlığını gördüm. bu imkansızdı. beni yazmak
istedin o an, hemen, orada. filmimi yapmak
istedin. beni karmaşanın içinde kalbiyle durabilen
bir kahraman yapmak. şimdi birilerinin bizim
alınyazımıza kadar değiştirdiğini görüyorum.
üstelik bunu senle beraber yapıyorlar. hayat
güçsüzlüğümüzü nerde yitirdik. sahip olduklarımız
bize nasıl sahip çıkamadı. tam birbirimize sarılmışken
bu nasıl oldu. kimsesiz kalmanın gururundan nasıl
vazgeçtik. camlar avuçlarımızda parçalanırken
kanımızı sakin sakin izlerdik, kırılışların zaferiydi
bizi avutan, bu yüzden ağlarken dünyanın en güzel
kadınıydım.

Umay Umay



15 Mayıs 2013 Çarşamba

Değer(1)...

Kaç yıl yaşayabileceğimi parmak hesabıyla bulmaya çalıştım. Rezillik! Bana kalsa bir elin beş parmağını geçmiyor. Şeytan tırnağı gibi batıyor mutluluklarım yıllarıma. Halbuki ben seni, tek bir yazıyla bile ölümsüz yapabilirdim. Ara sıra gözlerinde yanan o ateşi, kim söndürdü bilmiyorum ama ben, sırf en parlak onlar yansın diye dünyanın bütün sularıyla yok edebilirdim tüm ışıkları.

Ne garip! Gülüşüme aşık olup, yıllar içinden çıkıp gelen adam, gülüşlerimi çalıp ardına bile bakmadan çekip gidiyor. Bir daha eskisi gibi gülemiyorsun bile. Sanki kabız olmuşsun gibi bir surat ifadesi...

"Peki neden?" diye sorarsan; sevdiğim için.

Pişman değilim. İnsanların ders alıp, pişman olmamı dileyip, beklediklerini biliyorum. Çünkü onlar hiç sevememiş, sevmek, ağlamak için çok büyümüş, görmemiş, geçirmemiş, sanmış, yanılmış, mutluluklarını garantilemiş.

Halbuki ben biliyorum; bazen çok sevdiği için bile gider insan . Mutluluğa da; onu en çok hiçe sayanlar sahiptir aslında.

Ama hiç acı çekmemiş olanlar; acıdan gözünden yaş akamayan insanların yaşadıklarını küçümsüyor. Halbuki yaşanmaya değmeyen hiç bir acı yoktur ki.


Duygu Şener

20 Nisan 2013 Cumartesi

İnsanlar

İnsanlar böyledir;
Bütün acıdan oluşmuşsundur,
Senin yanında mutluyum derler.
Yaşamak eziyettir sana ama,
Hayat dolusun diye imrenirler.
Sevmezsin onları,
Senin kadar seven yok derler.
Seversin,
Gider.

Duygu Şener
20.04.13 22.24

15 Nisan 2013 Pazartesi

On Üçüncü

sana sevgilim diyebilir miyim?
sen şimdi sevgilim ol
yakın ol
şimdilik benim ol. bensiz değil ama benimle ol.
hiçbir şey beklemiyorum gibi
çünkü onlar hep doğruyu biliyor
zavallı ben. herkes bir şeyler biliyor.
sevimli küçük atom parçacıklarına ayrılan kalbim,
aslında o da biliyor
bilmeyen kalemim
o hiç bilmiyor

Umay Umay

14 Nisan 2013 Pazar

Sonsuza Kadar...

Ne kadar yaşar ki insan?
Bin gün mü, tek bir gün mü?
Bir hafta mı, yüz yıllar mı?
Ne kadar sürer insanın ölmesi?
Ne demektir "sonsuza kadar"? 
Pablo Neruda

Ne demektir sonsuza kadar ve ne demektir sonsuza kadar sevmek? Böyle bir şey mümkün mü veya buna inanılabilir mi? Sevmek derken; bizi sonradan pişmanlıklara sürükleyecek, seçtiğimiz kişi olmadan yaşayamayacağımızı düşündüren, onu kaybetme olasılığını dahi bir felaketmiş gibi algılatan, elde tutulamayacak bir şeyi elde tutmak için bizi zenginleştireceğine fakirleştiren o şiddetli tutku patlamalarından, herkesin "aşk" dediği şeyden söz etmiyorum.

Sevgi derken; daha önce farketmediğimiz bir dünyayı gösterek gözlerimizi örten örtüyü kaldıran, tüm duyularımızı açan, hayatımıza anlam katan, korkulara hatta ve hatta doğanın yıkım kanunlarına kafa tutan, gelişmemizi sağlayan sevgiden bahsediyorum. İnsan ruhunun bencilliğe ve ölüme üstün geldiği noktadan bahsediyorum.

Böyle sevmek imkansız değil ama zor. Kimse bencilliğinden sıyrılamaz severken. Bencilliğinden sıyrılsa, başına geleceklerden korkar. Kimse kolay kolay bir sevgiyi tek başına da olsa yaşama cesaretini göze alamaz. Tek başına çıktığı bu yolda kendine ve dünyaya dışardan bakarak, daha önce göremediklerini görmek, kendi hatalarını farketmek de korkutur insanı.

Benim onun kalp atışını son duyduğumdan beri sadece 845 saat geçti - evet çok az oldu- ama o benim, benim onu tanıdığım ilk andan beri 9,605 saatin her dakikasında yanımda ve ben de onu hiç terk etmedim. Gitmesi, gelmesi, gidişim, gelişim, konuşmamamız, konuşamamız, görüşemememiz, mesafeler hatta başka insanlar bile hiç sorun olmadı bize. Bizim birbirimize yakın olmak için bunları engelleyecek şeylere hiç ihtiyacımız olmadı.

Onun yanında geçirmediğim saatler zor. Açamayan çiçeğin, ötemeyen muhabbet kuşunun yaşadığı o yoksulluğu yaşıyorum. En güzel sözler bile anlamsız öbeklere dönüşüyor. Üzülmüyorum. Biliyorum ki; yakın olmak için kelimelere, dokunuşlara, birbirlerini görüp işitmeye ihtiyaç duyanların hayatları çok alışılagelmiş, monoton ve sıkıcı. Sevgilerinden emin olmak isteyenlerin ya da kanıtlamaya ihtiyaç duyanların hayatları çok sefil.

Benim tüm bunları ona anlatmak için bile kelimelere ihtiyacım olmadı. Konuşmak için kelimelere ihtiyaç duymadığınız birine yazmak da anlamsız. Yazabileceğim herşeyi çoktan anlamış olan birine, bilmediği ne yazabilirim ki?

Yazdığım onca şiir, yazı sadece kendi arzularımı dizginlemeye çalışmaktan ibaret.

Affet, arzularımı sessizliğe dökemeyecek kadar gencim henüz...

Duygu Şener

10 Nisan 2013 Çarşamba

Normal Mi Sence?

Biz en başından beri böyleydik aslında, demek ki ondan pek yadırgamıyorum şimdi ki halimi. Metin Üstündağ draması tadındayız biraz... Kendi içimizdeki büyük boşukta, bir kenara kıvrılıp yaşayan yalnız insanlardık ve ilgi sahibi olamadan, sevgi sahibi olmayı başardık. İnsanları sevmiyoruz, sevemiyoruz, sevişmiyoruz da ama insan örnekleri topluyoruz. Toplayıp, toplayıp kırk yılın başında karşılaştığımızda birbirimize anlatıyoruz. Belki de biz en çok kendimizi sevmiyoruz. Benim geçmişim, senin geçmemişin, benim gelmeyeceklerim ve senin olmayacaklarınla dolup taşmışız. Taşmışız ama o da kırk yılın başı görüşmelerinde bize pek engel olmuyor gibi. İyi de tüm bu karmaşa normal mi sence? Sence biz...

Vega çalsın, vokalde Mert Koral olsun o zaman...


Normal Mi Sence?

Bir gün daha geçti daha ne kadar var
Uzun bir uyku bu içinde herşey var
Bıraktığın her izi, sarfettiğin her sözü
Kazıyorsan aklıma normal mi sence?

İstemedim uyanmayı bu soğuk uykudan
Cevapları aradım soruları sormadan
Düşürdüğün gölgeleri, düştüğün yerleri
Kazıyorsan aklıma normal mi sence?

Vega/Tatlı Sert

5 Mart 2013 Salı

Gittin

Sarılsaydın demiyorum.
Bir arasaydın da,
Bayram etseydim.
Bir bakışınla,
Hayat verirdin.
Sense gittin...
Giderken;
"Yaşamana" bak dedin.
Giderken;
Dünyamı değil,
Giderken;
Evrenler götürdün.
Yaşayacak tek kuru toprak
Bulamadım.

Duygu Şener
5.3.13 00.33

26 Şubat 2013 Salı

Üç Dakika

Üç dakikalık bir şarkıdır dinleyeceğin,
Aşkı anlatır,
Ama dinleyemezsin.
İlk dakikasında gözlerin dolarda,
Ağlamaya başlarsın,
İçin yırtılır,
Hıçkırıklarından duyamaz olursun,
Yarım kalır.
Onu da kendine benzetirsin.
Hiç öğrenemezsin sonunu,
Seven sevdiğine kavuşmuş mu?
Bilemezsin.
Bir parçan öyle sonsuz olur.

O ne biter,
Ne de devam eder...

Duygu Şener
26.2.13 23.17

Dönüm Noktası


O gün gözlerine baktım, 
O gün bu gündür beni arıyoruz.

Duygu Şener
7.2.13 23.13

22 Şubat 2013 Cuma

Derdini Bana Anlat!

"Derdini istediğin zaman bana anlatabilirsin" diyen birini duyduğunuz an 180 derece dönün ve hızla uzaklaşın o yalancıdan. Çünkü aslında kimse derdinizi dinlemek istemez. Amaç sadece ve sadece dert yarıştırmaktır. Bu, "O da bir şey mi beni geçen gün araba eziyordu canımı zor kurtardım.", "Benim eski sevgilim bana çok daha kötüsünü yaptı.", " Bana şu, bu, o oldu" laflarıyla devam eden bir midik* yarışına dönecektir. Bunu sen de yapmışsındır çünkü iki yüzlü olmak insanın doğasında olan bir şeydir.

Daha da vahimi eğer yarıştıracak bir şey kalmadıysa "Dünyada insanlar ölüyor Duygu pff sen hala nelerin derdindesin!"le açık bir şekilde aşağılamaya dönüşebilir. Dünyada insanların ölmesi elbette çok kötü bir şeydir ama ben kendi dertlerimi es geçip aslında acı çekmiyormuş gibi davranınca hala ölmeye devam etmeyeceklerse -ki besbelli edecekler- ben neden avazım çıktığı kadar bağırarak ağlamayayım ki?

Toplumun "büyümek"ten kastettiği aslında iki yüzlü ve riyakar olmanızdır. Başkasına "Seni düşünüyorum" derken kendinizi düşünmenizi, "dünya senin etrafında dönmüyor" derken yörüngeyi kendi etrafınıza çekmeyi öğretir. Şeytan satır aralarında gizlidir. Dikkat edin, insanların en karanlık duyguları ve istekleri aslında hep dillerindedir. Çünkü sesli ifade edemediğiniz bütün pis şeyleri eleştirmek büyümektir. İnsanın doğasında iki yüzlü olmak vardır demiş miydim?

Dert anlatarak elbette içinizde tuttuklarınızı döktüğünüz için rahatlayabilirsiniz ama bunu boş bir duvara da yapsanız aynı şey. Hiçbir zaman dert anlatarak anlaşılabilir olamazsınız. Çoğunlukla yanlış varsayımlarla yola çıkıp sizi eleştirmeye başlayan birini bulursunuz ve eğer akıllıca ve karakterlice bir bireyseniz, bu sadece sizin daha çok sinirinizi bozmaya yarar. O kadar çok bozar ki eliniz, ayağınız boşalır ve nutkunuz tutulur. Son sözü ise karşınızdaki söyler ve bir kez daha kendi eksikliğini vurgular; "Etrafında olanların farkına var ve büyüyüp akıllan biraz artık"

Toplum sizi çocuk gibi dertlenip, ağladığınız için yargılıyordur. Toplum sizi aşağılayarak ehlileştirmeye, büyüklerin sözünü dinleyerek büyümeye ve büyükler gibi mutsuz olmaya davet ediyordur. Fakat siz tam o anda asla "O kadar biliyorsun da neden en mutlu gününde bile benden çok daha berbat durumdasın?" sorusunu soramazsınız. Siz hala büyümemiş bir insan kadar vicdan sahibi olduğunuzdan, onun eksikliğini suratına vurmak aklınıza gelen en son şey olabilir.

Çocuk kalmak iyidir, çocukluk güzeldir, özeldir, olduğu gibidir ve büyümekten daha çok cesaret gerektirir. Ne demişti küçük İskender;

Ben çocuktum. Unutmadım. Unutturmayacaklar. Beni bu revirlerde tımar edemezsiniz! Ben yine, kaçak girdiğim bu yeryüzünde, yaylı sazlar arasına sızıp, kendi oyduğum düdüğümü çalacağım! Varsın kırmızı ışıkta dursun otomobiller; ben serilip yere, gökte kaç yıldız var acaba, diye sayacak kadar hayalperest, pervasız, korunmasız ve sonsuza kadar salak kalacağım! Yemin ettim ruhumun üstüne kuma almayacağım!

Not: Bu yazı insanlığın gerçek yüzünü sergilediğinden iğrenç olarak addedilebilir!

Saygılarımla;
Duygu Şener

21 Şubat 2013 Perşembe

Nasıl?

Gözkapaklarıma saklanmışsın.
Ve ben her iki kalp atışı arası öldüğümde;
Gözlerim kapanır, seni görürüm.
Her çizdiğim resim ondan sana benzer,
Herşey sana benzer.
Sonra gelip bana soruyorlar;
"Olanlara rağmen,
Onu nasıl mükemmel görebilirsin ki?"
Şaşırıyorum...
Nasıl anlatayım şimdi?

Duygu Şener
21.02.13 14.09

18 Şubat 2013 Pazartesi

Varlığın

Beni öperdin,
Küçücük oluverirdim.
Ateş gibiydi gözlerin,
Değdi mi yakardı.
Denedim...
Benzemiyor işte kimse sana.
Anlatamıyorum da kimseye derdimi.
Anlamıyorlar,
Ağlamak için büyümüş,
Sevmek için geç kalmışlar.
Özlemiyorum diyorum ben de onlara
Beklemiyorum diyorum...
Kendimi bile kandıramıyorum.
Aramıyorum, sormuyorum seni ama
Yetiyor be varoluşun,
Bana seslenme ihtimalin,
Boşver sen beni,
Gelme,
Yeter ki ölme de...

Duygu Şener
18.02.13 13.41

7 Şubat 2013 Perşembe

Bir Unutabilsem

Sesini unuttum
Sıcaklığını
Mis kokunu
Öpüşünün tadını
Tenin dokunuşunu
Saçlarını
Seni unuttum.
Bir tek gülümsediğinde
Dudağının kıvrılan kenarını unutamadım.
Bir de gözbebeklerin...

Duygu Şener
07.02.13 23.10

Bazen

Yazmak istediklerini yazamazsın bazen
Anlatacakların yüreğine,
Kalem eline ağır gelir.
Tonlarca kelime birikmiştir,
Taşıyamazsın.
Dökülür önüne paramparça
Bütün kırılmışlıkların.
Keser seni cam gibi.
Kalan tüm güzelliğini de
Götürür aynalardan
Söyleyemediklerin.

Duygu Şener
01.02.13 01.20

28 Ocak 2013 Pazartesi

Yalnızlığa dayanırım da...

Yalnızlığa dayanırım da,
bir başılığa asla.
Yaşlanmak hoş değil duvarlara baka baka
Bir dost göz arayışıyla,
Saat tıkırtısıyla...
Korkmam, geçinip gideriz mutlulukla,
Ama; "günün aydın, akşamın iyi olsun"
Diyen biri olmalı.
Bir telefon sesi çalmalı ara sıra da olsa kulağımda
Yoksa, zor değil, hiç zor değil,
Demli bir çayı bardakta
Karıştırıp, bir başına yudumlayarak doyasıya. Ama,
"çaya kaç şeker alırsın?"
Diye soran bir ses olmalı ya arasıra.

Can Yücel

24 Ocak 2013 Perşembe

Kutsal Ekonomi

OccupyWallStreet, Wall Street'i İşgal Et hareketinin fikir babası Charles Eisenstein'in Kutsal Ekonomi adlı kitabını almıştım aylar önce. O sıralar elimde okunmayı bekleyen başka kitaplar da olduğundan anca şimdi fırsat bulup okuyorum.

Kısaca kitabın içeriğinden bahsetmek gerekirse; Eisenstein kitabında, parayla ilişkimizde neyin yanlış olduğunu gösteren temel bir analiz sunmanın yanısıra parayı eski "kutsal" haline nasıl dönüştüreceğimizi, farklı bir para kavramının ve buna dayanan ekonomik sistemin nasıl bir dünya yaratabileceğini betimliyor.

Kitapta benim asıl ilgimi çeken ise daha ilk sayfalarında değinilen bir gözlem.

Beni az çok tanıyan içinde bulunduğum faaliyetleri de bilir. En son; lösemi hastası olan arkadaşımız Feride Merve Çakmaktaş ile başlayan "ilik bağışının önemine dikkat çekmek ve ilik bağışı hakkında bilgilendirmek" amacı ile devam eden İyiliğini Paylaş Projesi'nde aktif olarak görev alıyordum. Yapmaya çalıştığımız şey; insanları bir iyilik yapmak için ilik veya kan bağışçısı olmaya ikna etmekti. Kabaca özetlersek; iyilik pazarlamak. Fakat maalesef her gün ilik veya kan bulunamadığı için hayatını kaybeden onlarca insanı, genci, çocuğu gördüğünüzde anlıyorsunuz ki; iyilik kendinden bile daha pahalı bir şey.

Charles Eisenstein'de kitabında bu soruna kıtlık yanılsaması ve açgözlülük paradigmasını irdelerken, şimdiye kadar yapılan araştırma ve gözlemleri birleştirerek şöyle anlatmış;

Açgözlülük bizim biyolojimiz yazılmamıştır; kıtlık algısının semptomlarından ibarettir. Açgözlülüğün kıtlık gerçeğinden çok algısını yansıttığı yönündeki işaretlerden biri, zenginlerin genellikle yoksullar kadar cömert olmamalarıdır. Benim deneyimlerime göre yoksullar sık sık, orantısal olarak konuşursak, zengin bir insanın net değerinin yarısına eşdeğer olacak küçük rakamları birbirlerine borç olarak ya da öylesine verirler. Kapsamlı araştırmalar bu gözlemi destekliyor. Kar amacı gütmeyen bir araştırma örgütü olan Independent Sector'un 2002 tarihli geniş çaplı bir anketi, 25.000 dolardan az kazanan Amerikalılar gelirlerinin %4,2'sini hayır işlerine harcarken, 100.000 doların üzerinde kazananlarda bu oranın %2,7 olduğunu gösterdi. Daha yakın tarihlerde Berkeley'deki Kaliforniya Üniversitesi'nden sosyal psikolog Paul Piff'in bulgularına göre, "düşük gelirli kişiler daha zenginlere kıyasla başkalarına karşı daha cömert, şefkatli, güvenli ve yardımseverdirler." Piff araştırma deneklerine aralarında ad belirtilmeden paylaştırılacak para ve (kimliklerini hiçbir zaman bilmeyecek) bir ortak verildiğinde cömertliklerinin sosyoekonomik statüleriyle ters bağlantılı olduğunu gördü. Buna bakarak açgözlü insanların zenginleştikleri sonucuna varmak cazip olsa da, zenginliğin insanları açgözlüleştirdiği de aynı derecede akla yatkın bir yorum olacaktır.
diyor ve "Bu neden böyle olsun?" diye soruyor.

Evet neden böyle olsun ki? Bu bir tek para için geçerli değil üstelik, herşeyde açgözlü bir dünya olduk. Elimizde olanı kaybetmeye başlamadan değerini anlayamıyoruz. Küresel ısınma başlamadan çevreye duyarlı olamadık, yediğimiz endüstriyel besinler sağlığımızı bozmadan doğal beslenmenin önemini anlamadık. Açgözlü bir şekilde her şeye, her yere saldırdık, endüstiriyelleştik, sanayileştik, güya uygarlaştık ve artık kendi kendimizi tüketiyoruz. Bir söz vardır; "İnsandan başka hiçbir canlı kendi türünü yok etmeye çalışmaz" diye. Ne kadar doğru değil mi?

Kitaba dönecek olursak, diğer bir ilginç yönü ise kar amacı gütmediğiniz sürece kitabı istediğiniz gibi çoğaltıp, dağıtabiliyorsunuz. Yazar ve yayıncı bunun iznini yazılı olarak kitapta vermiş. Eğer olurda günümüzün "too long, didn't read/ okumak için çok uzun" mottosuyla yayılan cahillik modasına karşı bilgi dağıtmak isteyen olur diye yaptılar herhalde. Ama büyük ihtimalle sırf bu yüzden korsanı bile yapılmaz bu kitabın.

Saygılarımla;
Duygu Şener

16 Ocak 2013 Çarşamba

Sevmek Neymiş Birgün Anlarsın

Uykuların kaçar geceleri
Bir türlü sabah olmayı bilmez
Dikilir gözlerin tavanda bir noktaya
Deli eden bir uğultudur başlar kulaklarında
Ne çarşaf halden anlar, ne yastık
Girmez pencerelerden beklediğin aydınlık
Kapanır yatağına çaresizliğine ağlarsın
Onun unutamadığın hayali
Sigaradan derin bir nefes çekmişcesine dolar içine
Sevmek neymiş birgün anlarsın

Birgün anlarsın aslında herşeyin boş olduğunu
Şerefin, faziletin, iyiliğin, güzelliğin
Gün gelirde sesini bir kerecik duymak için
Vurursun başını soğuk taş duvarlara
Büyür gitgide incinmişliğin, kırılmışlığın
Duyarsın
Ta derinden acısını çaresiz kalmışlığın
Sevmek neymiş birgün anlarsın

Birgün anlarsın ne işe yaradığını ellerinin
Niçin yaratıldığını
Bu iğrenç dünyaya neden geldiğini
Uzun uzun seyredersin de aynalarda güzelliğini
Boşuna geçip giden yıllarına yanarsın
Dolar gözlerin için burkulur
Sevmek neymiş birgün anlarsın

Birgün anlarsın tadını sevilen dudakların
Sevilen gözlerin erişilmezliğini
O hiç beklenmeyen saat geldi mi
Düşer saçların önüne ama bembeyaz
Uzanır gökyüzüne ellerin
Ama çaresiz, ama yorgun, ama bitkin
Bir zaman geçmiş günlerin uykusuna dalarsın
Sonra dizilir birbiri ardınca gerçekler, acı
Sevmek neymiş birgün anlarsın

Birgün anlarsın hayal kurmayı
Beklemeyi
Ümit etmeyi
Bir kirli gömlek gibi çıkarıp atasın gelir
Bütün vücudunu saran o korkunç geceyi
Lanet edersin yaşadığına
Maziden ne kalmışsa yırtar atarsın
O zaman bir çiçek büyür kabrimde kendiliğinden

Seni sevdiğimi işte o gün anlarsın.

Ümit Yaşar Oğuzcan

15 Ocak 2013 Salı

Mavi Gözlü Dev, Minnacık Kadın ve Hanımelleri

O, mavi gözlü bir devdi,
minnacık bir kadın sevdi.
Kadının hayali minnacık bir evdi,
                           bahçesinde ebruli
                                    hanımeli
                                                açan bir ev.

Bir dev gibi seviyordu dev
ve elleri öyle büyük işler için
                      hazırlanmıştı ki devin
yapamazdı yapısını
                      çalamazdı kapısını
                                   bahçesinde ebruli
                                            hanımeli
                                                         açan evin.

O, mavi gözlü bir devdi,
minnacık bir kadın sevdi.
Mini minnacıktı kadın,
rahata acıktı kadın,
                  yoruldu devin büyük yolunda.
Ve elveda! deyip mavi gözlü deve,
girdi zengin bir cücenin kolunda
                            bahçesinde ebruli
                                            hanımeli
                                                         açan eve.

Şimdi anlıyor ki mavi gözlü dev,
dev gibi sevgilere mezar bile olamaz,
                     bahçesinebruli
                                     hanımeli
                                                 açan ev.

Nazım Hikmet

Kız Çocuğu

Kapıları çalan benim
kapıları birer birer.
Gözünüze görünemem
göze görünmez ölüler.

Hiroşima'da öleli
oluyor bir on yıl kadar.
Yedi yaşında bir kızım,
büyümez ölü çocuklar.

Saçlarım tutuştu önce,
gözlerim yandı kavruldu.
Bir avuç kül oluverdim,
külüm havaya savruldu.

Benim sizden kendim için
hiçbir şey istediğim yok.
Şeker bile yiyemez ki
kağıt gibi yanan çocuk.

Çalıyorum kapınızı,
teyze, amca, bir imza ver.
Çocuklar öldürülmesin
şeker de yiyebilsinler.

Nazım Hikmet

5 Ocak 2013 Cumartesi

Mezarlıktan Çiçek Çalmasınlar

(Dedem'e..)

Bir gün Kadiköy'deki çingeneden çiçek alır adam
Seni alır
Alır sevgilisine, karısına, eve getirir
Seni bana getirir
Sarılırım sana yine, kokunu içime çekerim
Sen bilmezsin
Bütün tütün dolar ciğerime
Güller hiç tütün kokar mı?

Duygu Şener

4/1/2013 09:39

Sen

Meltemden sonra sinen koku gibi sevdim seni
Her nefes alışımda kokun burnumda
Biraz rakı, biraz sigara, biraz kahve kokusu;
Sen kokusu...

Geceleri gözlerin yerine
Sönmüş yıldızları sayıyorum
Onlar gibi yoksun ya hayatımda
Öyle kara bir ışık ya gözlerin;
Sen karası...

Ceza gibi susuyorsun ya
Ben yine de bekliyorum sesini
Hiç duymayacağımı bile bile
Böyle bir şey işte bendeki;
Sen sevgisi...

Duygu Şener

3/1/2013 00:09

4 Ocak 2013 Cuma

Erkek Dediğin...

Erkek dediğin; seni elinin tersiyle değil, avucunun içiyle kavrayacak. Bileceksin ki emin ellerdeyim, başkası tutamaz elimi böyle.

Rahat olacaksın yanında. Çok konuşmayacak, beynini didiklemeyecek. İnce olacak; seni senin kadar düşünecek.

Erkek dediğin; sen onu merak ettiğinde kendisine hesap soruluyor havalarına girmeyecek. Senin inceliğine karşı umursamaz sözler sarf etmeyecek.

Erkek dediğin; kadının sinirini bozmayacak, cinlerini tepesine çıkarmayacak, sanki sen onun için varmışsın, her ne zaman istese emrine amadeymişsin, o ne yaparsa yapsın her istediğinde yanında elinin altında olacakmışsın triplerine girmeyecek.

Erkek dediğin; sen ona sevgini hissettirdiğinde, sen ona kayıtsız şartsız aşıkmışsın gibi havalarına da girmeyecek.

Erkek dediğin; ilgi gördüğünde ilgiyle, sevgi gördüğünde sevgiyle karşılık verecek.

Erkek dediğin; sen onun için kendine baktığında, sırf ona daha güzel görünmek için giyinip kuşandığında hiçbir şey olmamış gibi davranmayacak.

Erkek dediğin; ruhunu okşamasını bilecek. Romantik olacak. Kimi gün habersizce kucağında çiçeklerle çıkıp gelecek. Özel günleri unutmayı marifet saymayacak.

Erkek dediğin; kayıtsız olmayacak senin bütün zarafetine karşı. Gerçekten seven bir kadın sevgi ve ilgi bekler, erkeğine verdiği aşkın karşılığında küçük bir tatlı söz, kısa bir mesaj, bir çağrı bile onu mutlu edebilir.

Erkek dediğin bütün bunları cebinden para harcıyormuş gibi cimrilikle yapmayacak mesela.

Erkek dediğin; ben aranmayı, çok aramayı sevmem demeyecek.

Erkek dediğin; her şey kendi istediği gibi olsun istemeyecek. Sadece kendi canının istemesine bağlamayacak her şeyi.

Erkek dediğinin, hissettiğiyle yaptığı şey arasında uçurum olmayacak.

Erkek dediğin; cesur olacak cesur. Seni seviyorum derken korkmayacak be. Başka şeylerin arkasına gizlenmeyecek. Seviyorum deyip bir sonraki perdede kaçmayacak. Özlüyorum diyorsa gelecek, kaybetmek istemiyorum diyorsa kaybetmeyecek arkadaş.

Erkek dediğin aşkına sahip çıkacak. Korkak olmaz erkek dediğin.

Erkek dediğin iyi sevişecek. Koyun gibi yatmayacak, bir an önce şu iş bitse de demeyecek. Aşksız yatmayacak yatağa ve sen bunu bileceksin. Bir baba şefkatiyle seni alnından öptüğünde bileceksin ki; sevgisi geçici ve zayıf değildir.

Erkek dediğin; ve sevgiyle öptüğünde dudaklarından bileceksin ki öpüşün tek sebebi şehvet değildir.

Erkek dediğin; aldatmayacak. Aldatmak basitliktir. Seviyorum diyorsa aldatmaz erkek dediğin. Aldatıyorsa, sevmiyor demektir.

Erkek dediğin yakışıklı olacak, çekici olacak ama bundan çok daha, çok öte bir şey...

Erkek dediğin; zeki olacak. Kadının küçük yalanlara, bahanelere inanmayacağını, kendisini kendi gibi tanıdığını bilecek. Kadının zekasını küçümsemeyecek kadar zeki olacak. Zeki olacak, seni bir hamur gibi karmasını bilecek, o hamura kendisini katmasını da.

Erkek dediğin; değerlerini bir anlık hevesler uğruna satmayacak. Namussuzluğunu, ahlaksızlığını ancak ve ancak seninle yataktayken kullanacak. Yan gözle hatun kesmeyecek, üstüne sevgili edinmeyecek.

Erkek dediğin önce sevecek. Kendini sevmeyen erkekten kimseye hayır gelmez. Bir bakarsın ki yıllar sonra bu adamla; ulan ne yatağa giriyorsun, ne toprağa!

Koluna girip gezmesini bileceksin, gururla koynuna alıp sevişmesini de.

Erkek dediğin; babalığını da bilecek. Ana-babaya hürmet etmeyi, kadir kıymet bilmeyi, vefakarlığı, fedakarlığı...

Erkek dediğin seni koruyacak, kuşatacak. O nerede olsun seni koruyacağını bileceksin. Pısırık olmayacak erkek dediğin.

Erkek dediğin; erkek olacak, güzelim. Seni sadece sen olduğun için sevecek. Parayla pulla, kariyerle, güçle, kimin ne dediğiyle hareket etmeyecek. Hem sevgilin, hem arkadaşın olucak. Hem dostun, hem baban, hem çocuğun olacak. Huzurla bağrına basacaksın.

Can Dündar

3 Ocak 2013 Perşembe

Peki Ama

Ya bir gün ansızın
Ya bir gün ansızın sen gidersen
İnanmam ayaklarına
İnanmam arkana dönüp göz atışlarına
Ya bir gün gidersen...

Bozkır olurum son anımda
Boyun eğerim denizler görünsün diye
Duş alırım göz yaşlarımda
Ya bir gün sen gidersen...

Bir an olmaz yok oluşum yıllar sürer.
Acının tadını damarlarımdaki
Kan kadar içimde hissedersem ya ...
Ya bi gun sen gidersen...

Işıklar içinde çekilirim göklere
Avucumla topladığım ışıklardan
Demetler saçarım sana...
Ama ya bir gün gidersen...

Gözlerimi kapattığımda sen kalırsın.
Soldumu gül bahçelerimdeki anlık telaşların?
Görünce içindeki o ürpertileri?
Depremleri yaşadığında yere düşen güllerim

Sallanan geceler,
Titreyen ay,
Üşüyen yıldızla...

Yalan değil mi kayboluşun
Bıraktığın, inanmadığın yalan degil mi...
Bir gün batımındaki yakamoz kadar uzaklara daldım
Derinlerinde kayboldum.
Ya güzelim bir gün gidersen

Seni anlık anlarımda asır yaptım kendime
Bir dolu sevda tomurcuğu gibi ektim yüreğime
Su olmadığında kanımla suladim filizini
Ya güzelim gidersen...

Bir gün olur sen çiçek olursun
Bende kim bilir üstüne konan bir arı
Ya güzelim seni göremezsem ben

Yol üstünde göğe ellerimi kaldırdığım anlardın sen

Sevdam kadar yağmurlu
Acım kadar kavurucuydun
Seni mutlu etmek için sevmedim ben

Mutluluğu gözlerine bölmüştüm
Her göz kırpmanda içindeydim ya ben...
İçimdeki atış sendin işte bebeğim.

Peki ama...
Ya bir gün gidersen...


Erhan Polat