28 Ocak 2013 Pazartesi

Yalnızlığa dayanırım da...

Yalnızlığa dayanırım da,
bir başılığa asla.
Yaşlanmak hoş değil duvarlara baka baka
Bir dost göz arayışıyla,
Saat tıkırtısıyla...
Korkmam, geçinip gideriz mutlulukla,
Ama; "günün aydın, akşamın iyi olsun"
Diyen biri olmalı.
Bir telefon sesi çalmalı ara sıra da olsa kulağımda
Yoksa, zor değil, hiç zor değil,
Demli bir çayı bardakta
Karıştırıp, bir başına yudumlayarak doyasıya. Ama,
"çaya kaç şeker alırsın?"
Diye soran bir ses olmalı ya arasıra.

Can Yücel

24 Ocak 2013 Perşembe

Kutsal Ekonomi

OccupyWallStreet, Wall Street'i İşgal Et hareketinin fikir babası Charles Eisenstein'in Kutsal Ekonomi adlı kitabını almıştım aylar önce. O sıralar elimde okunmayı bekleyen başka kitaplar da olduğundan anca şimdi fırsat bulup okuyorum.

Kısaca kitabın içeriğinden bahsetmek gerekirse; Eisenstein kitabında, parayla ilişkimizde neyin yanlış olduğunu gösteren temel bir analiz sunmanın yanısıra parayı eski "kutsal" haline nasıl dönüştüreceğimizi, farklı bir para kavramının ve buna dayanan ekonomik sistemin nasıl bir dünya yaratabileceğini betimliyor.

Kitapta benim asıl ilgimi çeken ise daha ilk sayfalarında değinilen bir gözlem.

Beni az çok tanıyan içinde bulunduğum faaliyetleri de bilir. En son; lösemi hastası olan arkadaşımız Feride Merve Çakmaktaş ile başlayan "ilik bağışının önemine dikkat çekmek ve ilik bağışı hakkında bilgilendirmek" amacı ile devam eden İyiliğini Paylaş Projesi'nde aktif olarak görev alıyordum. Yapmaya çalıştığımız şey; insanları bir iyilik yapmak için ilik veya kan bağışçısı olmaya ikna etmekti. Kabaca özetlersek; iyilik pazarlamak. Fakat maalesef her gün ilik veya kan bulunamadığı için hayatını kaybeden onlarca insanı, genci, çocuğu gördüğünüzde anlıyorsunuz ki; iyilik kendinden bile daha pahalı bir şey.

Charles Eisenstein'de kitabında bu soruna kıtlık yanılsaması ve açgözlülük paradigmasını irdelerken, şimdiye kadar yapılan araştırma ve gözlemleri birleştirerek şöyle anlatmış;

Açgözlülük bizim biyolojimiz yazılmamıştır; kıtlık algısının semptomlarından ibarettir. Açgözlülüğün kıtlık gerçeğinden çok algısını yansıttığı yönündeki işaretlerden biri, zenginlerin genellikle yoksullar kadar cömert olmamalarıdır. Benim deneyimlerime göre yoksullar sık sık, orantısal olarak konuşursak, zengin bir insanın net değerinin yarısına eşdeğer olacak küçük rakamları birbirlerine borç olarak ya da öylesine verirler. Kapsamlı araştırmalar bu gözlemi destekliyor. Kar amacı gütmeyen bir araştırma örgütü olan Independent Sector'un 2002 tarihli geniş çaplı bir anketi, 25.000 dolardan az kazanan Amerikalılar gelirlerinin %4,2'sini hayır işlerine harcarken, 100.000 doların üzerinde kazananlarda bu oranın %2,7 olduğunu gösterdi. Daha yakın tarihlerde Berkeley'deki Kaliforniya Üniversitesi'nden sosyal psikolog Paul Piff'in bulgularına göre, "düşük gelirli kişiler daha zenginlere kıyasla başkalarına karşı daha cömert, şefkatli, güvenli ve yardımseverdirler." Piff araştırma deneklerine aralarında ad belirtilmeden paylaştırılacak para ve (kimliklerini hiçbir zaman bilmeyecek) bir ortak verildiğinde cömertliklerinin sosyoekonomik statüleriyle ters bağlantılı olduğunu gördü. Buna bakarak açgözlü insanların zenginleştikleri sonucuna varmak cazip olsa da, zenginliğin insanları açgözlüleştirdiği de aynı derecede akla yatkın bir yorum olacaktır.
diyor ve "Bu neden böyle olsun?" diye soruyor.

Evet neden böyle olsun ki? Bu bir tek para için geçerli değil üstelik, herşeyde açgözlü bir dünya olduk. Elimizde olanı kaybetmeye başlamadan değerini anlayamıyoruz. Küresel ısınma başlamadan çevreye duyarlı olamadık, yediğimiz endüstriyel besinler sağlığımızı bozmadan doğal beslenmenin önemini anlamadık. Açgözlü bir şekilde her şeye, her yere saldırdık, endüstiriyelleştik, sanayileştik, güya uygarlaştık ve artık kendi kendimizi tüketiyoruz. Bir söz vardır; "İnsandan başka hiçbir canlı kendi türünü yok etmeye çalışmaz" diye. Ne kadar doğru değil mi?

Kitaba dönecek olursak, diğer bir ilginç yönü ise kar amacı gütmediğiniz sürece kitabı istediğiniz gibi çoğaltıp, dağıtabiliyorsunuz. Yazar ve yayıncı bunun iznini yazılı olarak kitapta vermiş. Eğer olurda günümüzün "too long, didn't read/ okumak için çok uzun" mottosuyla yayılan cahillik modasına karşı bilgi dağıtmak isteyen olur diye yaptılar herhalde. Ama büyük ihtimalle sırf bu yüzden korsanı bile yapılmaz bu kitabın.

Saygılarımla;
Duygu Şener

16 Ocak 2013 Çarşamba

Sevmek Neymiş Birgün Anlarsın

Uykuların kaçar geceleri
Bir türlü sabah olmayı bilmez
Dikilir gözlerin tavanda bir noktaya
Deli eden bir uğultudur başlar kulaklarında
Ne çarşaf halden anlar, ne yastık
Girmez pencerelerden beklediğin aydınlık
Kapanır yatağına çaresizliğine ağlarsın
Onun unutamadığın hayali
Sigaradan derin bir nefes çekmişcesine dolar içine
Sevmek neymiş birgün anlarsın

Birgün anlarsın aslında herşeyin boş olduğunu
Şerefin, faziletin, iyiliğin, güzelliğin
Gün gelirde sesini bir kerecik duymak için
Vurursun başını soğuk taş duvarlara
Büyür gitgide incinmişliğin, kırılmışlığın
Duyarsın
Ta derinden acısını çaresiz kalmışlığın
Sevmek neymiş birgün anlarsın

Birgün anlarsın ne işe yaradığını ellerinin
Niçin yaratıldığını
Bu iğrenç dünyaya neden geldiğini
Uzun uzun seyredersin de aynalarda güzelliğini
Boşuna geçip giden yıllarına yanarsın
Dolar gözlerin için burkulur
Sevmek neymiş birgün anlarsın

Birgün anlarsın tadını sevilen dudakların
Sevilen gözlerin erişilmezliğini
O hiç beklenmeyen saat geldi mi
Düşer saçların önüne ama bembeyaz
Uzanır gökyüzüne ellerin
Ama çaresiz, ama yorgun, ama bitkin
Bir zaman geçmiş günlerin uykusuna dalarsın
Sonra dizilir birbiri ardınca gerçekler, acı
Sevmek neymiş birgün anlarsın

Birgün anlarsın hayal kurmayı
Beklemeyi
Ümit etmeyi
Bir kirli gömlek gibi çıkarıp atasın gelir
Bütün vücudunu saran o korkunç geceyi
Lanet edersin yaşadığına
Maziden ne kalmışsa yırtar atarsın
O zaman bir çiçek büyür kabrimde kendiliğinden

Seni sevdiğimi işte o gün anlarsın.

Ümit Yaşar Oğuzcan

15 Ocak 2013 Salı

Mavi Gözlü Dev, Minnacık Kadın ve Hanımelleri

O, mavi gözlü bir devdi,
minnacık bir kadın sevdi.
Kadının hayali minnacık bir evdi,
                           bahçesinde ebruli
                                    hanımeli
                                                açan bir ev.

Bir dev gibi seviyordu dev
ve elleri öyle büyük işler için
                      hazırlanmıştı ki devin
yapamazdı yapısını
                      çalamazdı kapısını
                                   bahçesinde ebruli
                                            hanımeli
                                                         açan evin.

O, mavi gözlü bir devdi,
minnacık bir kadın sevdi.
Mini minnacıktı kadın,
rahata acıktı kadın,
                  yoruldu devin büyük yolunda.
Ve elveda! deyip mavi gözlü deve,
girdi zengin bir cücenin kolunda
                            bahçesinde ebruli
                                            hanımeli
                                                         açan eve.

Şimdi anlıyor ki mavi gözlü dev,
dev gibi sevgilere mezar bile olamaz,
                     bahçesinebruli
                                     hanımeli
                                                 açan ev.

Nazım Hikmet

Kız Çocuğu

Kapıları çalan benim
kapıları birer birer.
Gözünüze görünemem
göze görünmez ölüler.

Hiroşima'da öleli
oluyor bir on yıl kadar.
Yedi yaşında bir kızım,
büyümez ölü çocuklar.

Saçlarım tutuştu önce,
gözlerim yandı kavruldu.
Bir avuç kül oluverdim,
külüm havaya savruldu.

Benim sizden kendim için
hiçbir şey istediğim yok.
Şeker bile yiyemez ki
kağıt gibi yanan çocuk.

Çalıyorum kapınızı,
teyze, amca, bir imza ver.
Çocuklar öldürülmesin
şeker de yiyebilsinler.

Nazım Hikmet

5 Ocak 2013 Cumartesi

Mezarlıktan Çiçek Çalmasınlar

(Dedem'e..)

Bir gün Kadiköy'deki çingeneden çiçek alır adam
Seni alır
Alır sevgilisine, karısına, eve getirir
Seni bana getirir
Sarılırım sana yine, kokunu içime çekerim
Sen bilmezsin
Bütün tütün dolar ciğerime
Güller hiç tütün kokar mı?

Duygu Şener

4/1/2013 09:39

Sen

Meltemden sonra sinen koku gibi sevdim seni
Her nefes alışımda kokun burnumda
Biraz rakı, biraz sigara, biraz kahve kokusu;
Sen kokusu...

Geceleri gözlerin yerine
Sönmüş yıldızları sayıyorum
Onlar gibi yoksun ya hayatımda
Öyle kara bir ışık ya gözlerin;
Sen karası...

Ceza gibi susuyorsun ya
Ben yine de bekliyorum sesini
Hiç duymayacağımı bile bile
Böyle bir şey işte bendeki;
Sen sevgisi...

Duygu Şener

3/1/2013 00:09

4 Ocak 2013 Cuma

Erkek Dediğin...

Erkek dediğin; seni elinin tersiyle değil, avucunun içiyle kavrayacak. Bileceksin ki emin ellerdeyim, başkası tutamaz elimi böyle.

Rahat olacaksın yanında. Çok konuşmayacak, beynini didiklemeyecek. İnce olacak; seni senin kadar düşünecek.

Erkek dediğin; sen onu merak ettiğinde kendisine hesap soruluyor havalarına girmeyecek. Senin inceliğine karşı umursamaz sözler sarf etmeyecek.

Erkek dediğin; kadının sinirini bozmayacak, cinlerini tepesine çıkarmayacak, sanki sen onun için varmışsın, her ne zaman istese emrine amadeymişsin, o ne yaparsa yapsın her istediğinde yanında elinin altında olacakmışsın triplerine girmeyecek.

Erkek dediğin; sen ona sevgini hissettirdiğinde, sen ona kayıtsız şartsız aşıkmışsın gibi havalarına da girmeyecek.

Erkek dediğin; ilgi gördüğünde ilgiyle, sevgi gördüğünde sevgiyle karşılık verecek.

Erkek dediğin; sen onun için kendine baktığında, sırf ona daha güzel görünmek için giyinip kuşandığında hiçbir şey olmamış gibi davranmayacak.

Erkek dediğin; ruhunu okşamasını bilecek. Romantik olacak. Kimi gün habersizce kucağında çiçeklerle çıkıp gelecek. Özel günleri unutmayı marifet saymayacak.

Erkek dediğin; kayıtsız olmayacak senin bütün zarafetine karşı. Gerçekten seven bir kadın sevgi ve ilgi bekler, erkeğine verdiği aşkın karşılığında küçük bir tatlı söz, kısa bir mesaj, bir çağrı bile onu mutlu edebilir.

Erkek dediğin bütün bunları cebinden para harcıyormuş gibi cimrilikle yapmayacak mesela.

Erkek dediğin; ben aranmayı, çok aramayı sevmem demeyecek.

Erkek dediğin; her şey kendi istediği gibi olsun istemeyecek. Sadece kendi canının istemesine bağlamayacak her şeyi.

Erkek dediğinin, hissettiğiyle yaptığı şey arasında uçurum olmayacak.

Erkek dediğin; cesur olacak cesur. Seni seviyorum derken korkmayacak be. Başka şeylerin arkasına gizlenmeyecek. Seviyorum deyip bir sonraki perdede kaçmayacak. Özlüyorum diyorsa gelecek, kaybetmek istemiyorum diyorsa kaybetmeyecek arkadaş.

Erkek dediğin aşkına sahip çıkacak. Korkak olmaz erkek dediğin.

Erkek dediğin iyi sevişecek. Koyun gibi yatmayacak, bir an önce şu iş bitse de demeyecek. Aşksız yatmayacak yatağa ve sen bunu bileceksin. Bir baba şefkatiyle seni alnından öptüğünde bileceksin ki; sevgisi geçici ve zayıf değildir.

Erkek dediğin; ve sevgiyle öptüğünde dudaklarından bileceksin ki öpüşün tek sebebi şehvet değildir.

Erkek dediğin; aldatmayacak. Aldatmak basitliktir. Seviyorum diyorsa aldatmaz erkek dediğin. Aldatıyorsa, sevmiyor demektir.

Erkek dediğin yakışıklı olacak, çekici olacak ama bundan çok daha, çok öte bir şey...

Erkek dediğin; zeki olacak. Kadının küçük yalanlara, bahanelere inanmayacağını, kendisini kendi gibi tanıdığını bilecek. Kadının zekasını küçümsemeyecek kadar zeki olacak. Zeki olacak, seni bir hamur gibi karmasını bilecek, o hamura kendisini katmasını da.

Erkek dediğin; değerlerini bir anlık hevesler uğruna satmayacak. Namussuzluğunu, ahlaksızlığını ancak ve ancak seninle yataktayken kullanacak. Yan gözle hatun kesmeyecek, üstüne sevgili edinmeyecek.

Erkek dediğin önce sevecek. Kendini sevmeyen erkekten kimseye hayır gelmez. Bir bakarsın ki yıllar sonra bu adamla; ulan ne yatağa giriyorsun, ne toprağa!

Koluna girip gezmesini bileceksin, gururla koynuna alıp sevişmesini de.

Erkek dediğin; babalığını da bilecek. Ana-babaya hürmet etmeyi, kadir kıymet bilmeyi, vefakarlığı, fedakarlığı...

Erkek dediğin seni koruyacak, kuşatacak. O nerede olsun seni koruyacağını bileceksin. Pısırık olmayacak erkek dediğin.

Erkek dediğin; erkek olacak, güzelim. Seni sadece sen olduğun için sevecek. Parayla pulla, kariyerle, güçle, kimin ne dediğiyle hareket etmeyecek. Hem sevgilin, hem arkadaşın olucak. Hem dostun, hem baban, hem çocuğun olacak. Huzurla bağrına basacaksın.

Can Dündar

3 Ocak 2013 Perşembe

Peki Ama

Ya bir gün ansızın
Ya bir gün ansızın sen gidersen
İnanmam ayaklarına
İnanmam arkana dönüp göz atışlarına
Ya bir gün gidersen...

Bozkır olurum son anımda
Boyun eğerim denizler görünsün diye
Duş alırım göz yaşlarımda
Ya bir gün sen gidersen...

Bir an olmaz yok oluşum yıllar sürer.
Acının tadını damarlarımdaki
Kan kadar içimde hissedersem ya ...
Ya bi gun sen gidersen...

Işıklar içinde çekilirim göklere
Avucumla topladığım ışıklardan
Demetler saçarım sana...
Ama ya bir gün gidersen...

Gözlerimi kapattığımda sen kalırsın.
Soldumu gül bahçelerimdeki anlık telaşların?
Görünce içindeki o ürpertileri?
Depremleri yaşadığında yere düşen güllerim

Sallanan geceler,
Titreyen ay,
Üşüyen yıldızla...

Yalan değil mi kayboluşun
Bıraktığın, inanmadığın yalan degil mi...
Bir gün batımındaki yakamoz kadar uzaklara daldım
Derinlerinde kayboldum.
Ya güzelim bir gün gidersen

Seni anlık anlarımda asır yaptım kendime
Bir dolu sevda tomurcuğu gibi ektim yüreğime
Su olmadığında kanımla suladim filizini
Ya güzelim gidersen...

Bir gün olur sen çiçek olursun
Bende kim bilir üstüne konan bir arı
Ya güzelim seni göremezsem ben

Yol üstünde göğe ellerimi kaldırdığım anlardın sen

Sevdam kadar yağmurlu
Acım kadar kavurucuydun
Seni mutlu etmek için sevmedim ben

Mutluluğu gözlerine bölmüştüm
Her göz kırpmanda içindeydim ya ben...
İçimdeki atış sendin işte bebeğim.

Peki ama...
Ya bir gün gidersen...


Erhan Polat