22 Şubat 2013 Cuma

Derdini Bana Anlat!

"Derdini istediğin zaman bana anlatabilirsin" diyen birini duyduğunuz an 180 derece dönün ve hızla uzaklaşın o yalancıdan. Çünkü aslında kimse derdinizi dinlemek istemez. Amaç sadece ve sadece dert yarıştırmaktır. Bu, "O da bir şey mi beni geçen gün araba eziyordu canımı zor kurtardım.", "Benim eski sevgilim bana çok daha kötüsünü yaptı.", " Bana şu, bu, o oldu" laflarıyla devam eden bir midik* yarışına dönecektir. Bunu sen de yapmışsındır çünkü iki yüzlü olmak insanın doğasında olan bir şeydir.

Daha da vahimi eğer yarıştıracak bir şey kalmadıysa "Dünyada insanlar ölüyor Duygu pff sen hala nelerin derdindesin!"le açık bir şekilde aşağılamaya dönüşebilir. Dünyada insanların ölmesi elbette çok kötü bir şeydir ama ben kendi dertlerimi es geçip aslında acı çekmiyormuş gibi davranınca hala ölmeye devam etmeyeceklerse -ki besbelli edecekler- ben neden avazım çıktığı kadar bağırarak ağlamayayım ki?

Toplumun "büyümek"ten kastettiği aslında iki yüzlü ve riyakar olmanızdır. Başkasına "Seni düşünüyorum" derken kendinizi düşünmenizi, "dünya senin etrafında dönmüyor" derken yörüngeyi kendi etrafınıza çekmeyi öğretir. Şeytan satır aralarında gizlidir. Dikkat edin, insanların en karanlık duyguları ve istekleri aslında hep dillerindedir. Çünkü sesli ifade edemediğiniz bütün pis şeyleri eleştirmek büyümektir. İnsanın doğasında iki yüzlü olmak vardır demiş miydim?

Dert anlatarak elbette içinizde tuttuklarınızı döktüğünüz için rahatlayabilirsiniz ama bunu boş bir duvara da yapsanız aynı şey. Hiçbir zaman dert anlatarak anlaşılabilir olamazsınız. Çoğunlukla yanlış varsayımlarla yola çıkıp sizi eleştirmeye başlayan birini bulursunuz ve eğer akıllıca ve karakterlice bir bireyseniz, bu sadece sizin daha çok sinirinizi bozmaya yarar. O kadar çok bozar ki eliniz, ayağınız boşalır ve nutkunuz tutulur. Son sözü ise karşınızdaki söyler ve bir kez daha kendi eksikliğini vurgular; "Etrafında olanların farkına var ve büyüyüp akıllan biraz artık"

Toplum sizi çocuk gibi dertlenip, ağladığınız için yargılıyordur. Toplum sizi aşağılayarak ehlileştirmeye, büyüklerin sözünü dinleyerek büyümeye ve büyükler gibi mutsuz olmaya davet ediyordur. Fakat siz tam o anda asla "O kadar biliyorsun da neden en mutlu gününde bile benden çok daha berbat durumdasın?" sorusunu soramazsınız. Siz hala büyümemiş bir insan kadar vicdan sahibi olduğunuzdan, onun eksikliğini suratına vurmak aklınıza gelen en son şey olabilir.

Çocuk kalmak iyidir, çocukluk güzeldir, özeldir, olduğu gibidir ve büyümekten daha çok cesaret gerektirir. Ne demişti küçük İskender;

Ben çocuktum. Unutmadım. Unutturmayacaklar. Beni bu revirlerde tımar edemezsiniz! Ben yine, kaçak girdiğim bu yeryüzünde, yaylı sazlar arasına sızıp, kendi oyduğum düdüğümü çalacağım! Varsın kırmızı ışıkta dursun otomobiller; ben serilip yere, gökte kaç yıldız var acaba, diye sayacak kadar hayalperest, pervasız, korunmasız ve sonsuza kadar salak kalacağım! Yemin ettim ruhumun üstüne kuma almayacağım!

Not: Bu yazı insanlığın gerçek yüzünü sergilediğinden iğrenç olarak addedilebilir!

Saygılarımla;
Duygu Şener

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorumlarınız: